25 Aralık 2019 Çarşamba

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 8

8. Bölümde rebetiko şarkılarının konu ve içerikleri hakkında bilgiler yer alıyor. 

Her ne kadar rebetiko şarkılarını yirmi kategoriye ayırmam açıklayıcı olsa da, bu şarkıların üzerine bir kaç laf daha etmem daha iyi olacaktır.


Esrarkeş Yanni

Gönül ilişkileri ve ayrılık üzerine yapılan şarkılar aşktan bahseder. Bize kadar gelen rebetika şarkılarının hemen hemen yarısı bu iki kategori içindedir. Diğer grup ise, yeraltı dünyası, esrar, hapishane, taverna ve kavgalarla ilgilidir. Keder, yakınma ve melankoli üzerine şarkılar protest olarak da adlandırılabilir, ancak rebetin protestosu sessizdir- belirsiz ve yönsüzdür. Rebetler asla toplumun kurumlarına saldırmak gibi bir maceraya girişmediler, onların saldırganlığı sadece polis üzerineydi.


Yorgos Katsaros söylüyor, Verem oldum anne 

Yoksulluk ve iş üzerine şarkılar da birçok ortaklık gösterir. Buna karşın, işle ilgili çok az şarkı vardır. Hastalıkla ilgili şarkıların hepsinde zamanında binlercesini ölüme götüren bu musibet verem hastalığına atıf vardır. Bu yüzden veremle ilgili şarkılar sonrasında bizi Kharon ve Hades’le ilgili şarkılara götürür. Kharon’un ölüleri taşıyıp yeraltı dünyasına, Hades’e götürdüğü imgeler vardır. Çağdaş Yunanlılar, hristiyanlığın bütün  terbiyesine rağmen cennet veya cehennem konusunda bağnaz inançlı değillerdir. Ve halk türkülerinde, sadece Hades’e yer vardır.


Hades'deki beş Yunanlıyı anlatan Pende Ellines ston Adi şarkısı 

Belirgin biçimde bir çok şarkıda anne figürü yer alır, oysa şarkıların hiç birinde babaya yer yoktur. Psikanalitik klişelerden sakınacağım ve sadece rebetlerin anneye yönelik tek taraflı saplantının açıklamasını bilmediğimi söylemekle yetineceğim. Ne zaman ki şarkıcı bir şarkıda annesi ve sevgilisinden aynı anda bahsetse, öncelik kesinlikle hep annenindir. 

Sıla şarkıları Yunan diasporasının geniş içeriğinden ortaya çıkan kederlerini anlatır.“Hayallerle ilgili ve egzotik şarkılarda tam manasıyla haremler, paşalar, hamamlar, odalıklar, Mısırlı deve kızlar, Tunuslu Araplar, Hintli prensler, İstanbul’un pazarları ve bunun gibilerin geçiti vardır. Bir şarkıda Monte Carlo’daki bir gazinonun açılışı, diğerinde ise (hiç sahil şeridi olmayan) Paraguay’daki bir plajdan bahsedilir.


Paraguay sahillerinde bekliyorum


Stellakis Perpiniadis Fas'tan bir prenses isterim diyor.

Ufak dertler üzerine şarkılar kişisel olaylardan bahseder (örneğin, birinin tespihini kaybetmesi üzerine). Gündelik hayat üzerine şarkılar bir çok küçük, mahalli olaylardan bahseder (örneğin, çocukların sokaktaki bir sarhoşa eziyet etmeleri). Diğerleri, Selanik, Pire gibi farklı farklı şehirleri över. Az sayıda şarkı da savaş ve askerlik üzerinedir. Son olarak, rebetlerin leventialarını (λεβεντιά, erkeksi özellikleri) öven bir çok şarkı da vardır.


Güzel Selanik

Şarkı sözleri, rebetikanın içeriğinin üç temel öğesinden sadece birisidir. Diğerleri ise, müzik ve danstır. Son yıllarda müzikle ilgili olarak çok sınırlı sayıda çalışma yapılageldi, ama onlar da çoğunlukla Atina’nın tanınmış milliyetçileri tarafından yazılmış yapay ve ırkçı eğilimli çalışmalardı. Rebetiko müziği hala Béla Bartók’unu bekliyor. Rebetiko müziğinin mısra düzenleriyle ilgili henüz daha tek bir çalışma dahi yapılmadı. Neyse ki, Stathis Gauntlett kendi kitabında [15] rebetiko şarkılarındaki ozanlıktan geniş ölçüde bahsetti. Bir diğer araştırmacı, Yunan asıllı Amerikalı Ted Petrides (1980’lerde vefat etti) rebetlerin temel dansları üzerine bize özlü bir eser bıraktı[16].


Stratos Pagioumtzis Seni doğuran anaya kurban 

Rebetiko şiirlerinin ölçüsü oldukça basitti. Bir çok şarkı geleneksel ikiye bölünmüş onbeş-heceli mısra düzenine göre yazıldı. Rebetiko şarkısının bir kıtası kafiyeli, onbeş heceli iki mısradan oluşur. Bu yüzden rebetiko şarkılarının beyit düzenleri hakkında pek bilgili olmayan araştırmacı ve gazeteciler,  şarkıları dört dize olarak görürler. Doğal olarak, farklı mısra düzenlerine sahip rebetiko şarkıları da vardı (sekiz heceli, oniki heceli vs.) ancak bunların hepsi kafiyeliydi. Kafiyesi olmayan sadece bir şarkı biliyorum, o da zaten bir sahte-rebetiko şarkısı.

Rebetiko şarkıları, halk türkülerinin biçimlerine, adaların aşk şarkılarının beyit düzenlerine, Yannina’nın mısra düzenlerine ve İzmir’in halk şarkılarına bir çok şey borçludur. Ondokuzuncu yüzyılın eski murmurikası daldan dala atlayan, bitmeyen dizelere sahip, hikayesiz ve nakaratsızdı (nakarat ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa canzonetta·sı sayesinde rebetikoya girdi). Birbirinin ardı sıra rebetler tarafından kısık sesle söyleniyordu. Ne zaman rebetler esrar içmek için bir araya gelse, tekkelerde veya hapishanelerde söyleniyordu. Sessizce ve müziğin ezgisine kendilerini ayarlayarak herkes birer beyit söylerdi (her kim o sırada sözleri hatırlarsa). Bu yüzden, murmurika sıklıkla bir gerçeküstü tablo ya da yama izlenimi veriyordu. Diğer tarafta ise, meşhur bestekar-ozanların döneminin İzmir rebetikosunda anlatılan bir senaryo ve  hikaye vardı. Aynı zamanda, rebetiko üç veya dört dizeli, sıklıkla nakaratlı sabit bir şiirsel biçim aldı. Bunun sebebi ise, 78 rpm’lik kayıtların yaptığı devrimdi. Bu devrimle şarkıların süresi üç dakika yirmi saniye ile sınırlandırılıyor ve murmurikanın sınırsız uzunluğuna bir sınır konuluyordu.



15] Stathis Gauntlett, Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris. A Contribution to the Definition of the Term  and Genre (Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris: Kavramın ve Janrın Tanımına Katkı) ve   Rebetiko tragoudi through Detailed Analysis of its Verses and the Evolution of its Performance (Dizelerinin Ayrıntılı Analizi Yoluyla Rebetiko Şarkıları ve İcrasının Geçirdiği Evrim), Denise Harvey, Athens 1985. 
[16] Ted Petrides, Greek Dances: Thirteen Dances of Mainland Greece, the Islands and Crete (Yunan Dansları:Yunan Anakarası, Adalar ve Girit’in On Üç Dansı), Bosphorus Books, Atina, 1994.

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 7

7. bölümde solun rebetikoya bakışından kısaca bahsedildikten sonra rebetiko şarkıları sınıflandırılıyor. 

Bazı araştırmacılar rebetiko şarkılarındaki esas fikri keşfetmeyi kendilerine iş edindiler. Faranın ne bir ideali ne de ideolojisi vardı. Rebetler, hayatlarını kendi bildikleri şekilde yaşadılar ve bu konu üzerine söylenecek tek şey de budur. Rebetiko şarkıları, çelişkilerle dolu rebetik hayat tarzının panoramasını ortaya seriyordu. Yaşadıkları dönemin toplumsal modelleriyle, duydukları hoşnutsuzluğu ifade ettiler. Rebetler devrimci de olamazlardı: Çöküşe girdiklerinde, alçakça sağ siyasetin neferleri oldular.
Yunan Komünist Partisi (KKE)'nin yayın organı Elefteri Ellada (Özgür Yunanistan) gazetesinden
1947’de Yunan Komünist Partisi’nin resmi gazetesi rebetiko şarkılarının doğası üzerine ilk tartışmayı başlattı. Marksist gerici zümresi, lümpen proleterlerin ve esrarkeşlerin bu “ahlaksız” şarkılarını ayıplamak için bir araya geldi. Rebetiko her ne kadar modern Yunan halk şarkılarının sadece bir türü olsa da, bugün hala Marksistler rebetikayı popüler (laika) şarkılar olarak görürler. İşçi sınıfı (ve daha sonra burjuvazi) rebetikayı ödünç almakta ve kullanmakta hiç bir tereddüt göstermedi. Atina entelijansiyası rebetikayı Yunan halkından ancak yarım yüzyıl sonra keşfedebildi.

Halk şarkılarının herhangi bir resmi sınıflandırması mecburen bir nebze tahrifata uğramak zorundadır. Profesör N. Politis’in (oldukça Alman tarzı) yöntemini takip ederek, rebetika şarkılarını içeriklerine göre yirmi kategoriye bölmeye mecbur kaldım. Halk şarkılarını sınıflandırmanın bir çok yolu mümkündür: müzik, ozanlık, dansın kökenleri, coğrafi menşei gibi. Benim kılavuzum ise şarkıların metin-içerikleri oldu. Bu yüzden, önerdiğim sınıflandırma, daha çok yazınsal ve okurlarıma daha rahat erişilebilir olma avantajını beraberinde getiriyor. Orijinal kitabımda, rebetikayı aşağıdaki başlıklara göre sınıflandırdım:

  1. Aşk şarkıları
  2. Ayrılık şarkıları
  3. Melankolik ve ağlamaklı şarkılar; sitem şarkıları
  4. Yeraltı dünyası şarkıları
  5. Esrarkeş şarkıları
  6. Hapishane şarkıları
  7. Yoksulluk hakkında şarkılar
  8. İş ve işçi sınıfı hakkında şarkılar
  9. Hastalık ve verem hakkında şarkılar
  10. Kharon ve Hades hakkında şarkılar
  11. Anneler hakkında şarkılar
  12. Sürgün ve sıla şarkıları
  13. Hayaller hakkında şarkılar; oryantalist şarkılar; egzotik şarkılar
  14. Taverna şarkıları
  15. Ufak dertlenmeler üzerine şarkılar
  16. Yergili şarkılar; hayat hakkında tavsiye veren şarkılar; şiddet ve ceza içeren şarkılar
  17. Hayatı tasvir eden şarkılar
  18. Farklı şehirleri ve yaşayanlarını öven şarkılar
  19. Ordu hayatı ve savaş şarkıları
  20. Bazı kişiler için bestelenmiş şarkılar
Tekrar ediyorum, yukarıdaki sınıflandırma bir uzlaşımdan ibaret olarak ele alınmalıdır. Bazı kategoriler birbiriyle iç içe geçebelir. Bir çok şarkı da içeriklerinin iki ya da daha fazla kategoriye girmesinden dolayı farklı başlıklarla da sınıflandırılabilir.

Rebetika şarkılarının dizeleri basit bir stille, epeyce yüzeysel bir argoyla yazılırdı. Rebetiko şarkılarını irdelemek için tam bir argo bilgisi kaçınılmazdır. Yunanistan’da, resmi folklor çalışmaları rebetiko ve argoyu küçümseyen üniversite akademisyenlerinin yetki alanındadır. Rebetikanın kilit müzisyenleri öleli çok zaman geçti. Bu nadide insanların deneyimlerini kaydetmek  bizim için artık çok geç.

Balkan ülkelerindeki (Osmanlı İmparatorluğu’nun eski eyaletleri) toplumsal tabunun baskısı da rebetika araştırmalarına ket vuran bir diğer faktördür. Yunanistan’da bugün Türkiye hakkında konuşmak kabul edilemezdir. Ve günümüzde hiç bir araştırmacı Balkan halklarının müziklerinin taşıyıcısı olan çingenelerin rolüne yeterli ilgiyi göstermemektedir. Yunanistan’da kimse Rosa Eskenazi ve Stella Haskil gibi rebetika şarkıcılarının Yahudi, pek sevilen Marika Ninou’nun ise yüzde yüz Ermeni olduğundan habersizdir. Modern Yunanlılar, onlara çok bilinen bir rebetiko şarkısındaki Bochorisin Yahudi olduğunu söylediğinizde bunu bilmek istemezler.


1929'da New York'ta kaydedilmiş Bochoris şarkısını Marika Papagika söylüyor. Şarkı İzmir'de meydana gelen Bohor isimli bir Yahudi'nin gaspedilmesini ve muhtemelen öldürülmesini anlatıyor.



8. bölümün linki burada

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 6

6. bölümde rebetiko şarkılarının kayıtları hakkında tarihi bilgiler veriliyor. Petropoulos, kayıt şirketlerinin Atina'ya gelmesi ve Yunanistan dışında yapılan rebetiko kayıtlarından bahsettikten sonra rebetiko şarkılarının kökeni üzerinde varsayımlarda bulunuyor. 

Kısmen yeraltında dolaşımda olmasından ve fonograf ve gramofonun henüz olmamasından ötürü, görece ondokuzuncu yüzyıldan kalan çok az rebetiko şarkısı vardır. Gramofon kayıtlarının gelişi rebetiko şarkılarında patlamaya yol açtı. Fonograf, tekkelerin ve hapishanelerin gettolarındaki şarkıları ortaya çıkardı. Yirmibirinci yüzyılın erken döneminde, rebetikanın bestekarları ve mahalli güftekarların üretimi kesildi. İlk isim yapmış bestekarlar\güftekarlar kendi çevrelerinden gelmekteydi ve onlar rebetlerin geleneksel şarkılarına yeni biçimler verdiler (bir çok şarkı geniş kesimler tarafından bilinmiyordu). Sonrasında, kayıt etiketlerinde bu bahsi geçen bestekarların isimleri yazılmaya başlandı. Her nasılsa, daha sonra, rebetika zirvedeyken ve bestekarlar yeni şarkılar bestelerken, yeni bir döneme geçildi.

Bu dönem iki eğilimle tanımlanmaktaydı: bir tarafta, bestekarlar her şey, güftekarlar ise hiç bir şeydi (bestelerini bir ekmek parçasına satabiliyorlardu); diğer tarafta ise bestekarlar birbirleriyle acımasız bir savaşa girişmişlerdi. Bunun tek sonucu ise gramofon şirketlerinin karlarını artırması oldu. Sadece son yirmi yılda söz yazarları kayıt etiketlerine isimlerini yazdırmayı başarabildiler ve daha önemlisi yüzde elli telif hakkı alabildiler.


Giorgos Batis - 'İ Fonograficides' 

Gerçi sayıları beş haneli rakamları bulsa da, ne kadar rebetika şarkısı olduğu hakkında kesin bir fikre sahip değiliz. 1968’de rebetiko şarkıları antolojisini yayımladım. Sonra, 1979’da yaklaşık 1500 şarkı içeren ikinci büyük baskısını yayımladım. Ne yazık ki, şarkıların büyük bölümü hala yayımlanmadı.
Elias Petropoulos'un Rebetika Şarkıları kitabı
Yunan şarkılarını gösteren üç ana kayıt grubu vardır. Birincisi, 1897’den bu yana Birleşik Devletlerin çeşitli şehirlerinde yayınlanan Amerikan tipi kayıtlardı. İkinci olarak, yirminci yüzyılın erken döneminde rebetiko kayıtları esasen Londra ve Leipzig olmak üzere Avrupa’da da basılıyordu. 1930’dan önce, Londra ve Leipzig’de yayınlanan asıl kayıtlar, Atina’da daha ilkel koşullarda bulunabiliyordu. Daha sonra, yani bundan altmış sene önce, Atina’da ilk kayıt fabrikası kuruldu. Bu yüzden, Amerika, Avrupa ve Yunan kayıtları olmak üzere rebetiko şarkılarının farklı kayıtlarına sahibiz.

Banjo eşliğinde Amerika'da yapılmış erken dönem bir rebetiko kaydı,
"Dourou", Panayotis Tsoros, 1929

Son yıllarda, Birleşik Devletler Kongre Kütüphanesi’nden gelen yardım fonlarıyla, Amerikalı araştırmacılar, fonografın gelişinden bu yana Birleşik Devletler’de kaydedilen rebetiko şarkılarını derlemeye başladılar. Özellikle modern Yunan müziğiyle ilgili olan bu değerli kataloğun (hem birinci hem de ikinci basımlarının) hakkını vermeliyim. Doğal olarak, ilk Amerikan rebetiko kayıtları (1897’den 1906’ya) diskte değil silindirdeydi. Kısa zaman sonra (1912-14) Yunan şarkılarının Amerikan kayıtları doruk noktasına ulaştı. Bu Balkan Savaşları’nın doğrudan bir sonucuydu, zira Yunanistan ve ABD’deki Yunanlılar, kayıtları vatanseverlik duyguları kabararak alıyorlardı. Daha sonra, Avrupa stüdyolarının ticari karşı atağı başladı. BBC Yunan şarkılarının en iyi koleksiyonlarına sahip oldu. Ne yazık ki, 1967-70’deki Yunan direniş hareketi sırasında bu kayıtlar yağmalandı.
 4 CD ve kitapçığın olduğu, 1900-1940 yılları arasında Amerika'daki rebetiko kayıtlarının yer aldığı derleme
Sadece hala daha çözülmemiş olan rebetiko şarkılarının kökenleri üzerine spekülasyonda bulunabiliriz. Önerebileceğim en olası varsayım, ilk rebetiko şarkılarının mısralarının, halk türkülerinin nakaratları ve  kent müziğinin beyitlerinin (özellikle İzmir) biraraya gelmesiyle oluşabileceğidir. Kökenlerinin gizemi, beni hemen hemen hepsi son yirmi-otuz yıl içerisinde bu dünyadan çekip giden, son nesil rebetlerin hafızalarında kayıtlı olan eski orijinal rebetiko şarkılarını bulmaya itti. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının eski ve uzun süredir unutulmaya yüz tutmuş rebetika şarkıları murmurika tarzındaydı.Modern Yunan argosunda mourmouris (μουρμούρης) “rebetis” le eşanlamlı olarak kullanılıyordu. Türk kabadayılarının argosunda, kelimenin Yunancasının türediği, sessiz, tehditkar anlamlarına gelen, hemen hemen aynı kelime olan mırmırı buluruz. Mourmourika, en saf ve en güzel rebetiko şarkılarıdır.

Giannis Halkias ve Murmuriko Zeybekiko'su

7. bölümün linki burada

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 5

Beşinci bölümde rebetlerin görünüşü, hapishane ortamı ve çeribaşıları hakkında bilgiler veriliyor.
***

Kimse bir rebeti ata binerken ya da bir şemsiye taşırken göremezdi. Asla palto giymezdi. Fakat, özellikle İstanbul ve Selanik’te hava çok soğuk olduğunda, rebetler omuzlarına basit bir örtü atarlardı. Asla bir rebeti yağmurlukla veya kısa çizmeyle görmedim. Ancak, sıklıkla onları arka tarafı çiğnenmiş ya da kesilmiş ve terlik gibi giyilen kaçaryalarıyla gördüm.  
halk arasında pezevenk ayakkabısı, cemiyet hayatında ise cuban heel denilen arkasına basılmış yumurta topuk ayakkabı
Bir rebetin yüzünün en önemli unsuru bıyığıdır. Bıyıksız bir rebet, kuyruksuz bir kedi gibidir, tahayyül dahi edilemez. 1960’larda bir rebetiko şarkıcısı bıyıklarını kestiğinde bu neredeyse bir skandala yol açmıştı. Bıyığın şekli ve rengi ve beraberinde getirdiği sembolik jestler kişinin karakterini büyük ölçüde belli eder. Rebetler için bıyık bu kadar önemli olduğundan (aslında Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki her halk için), bu konu üzerine kısa bir monografi[14] yazmak zorunda kaldım.
adamın kanını içer gibi ama bu bıyıkla çorba içemez
Bıyık, rebetin otoritesinin temelini oluşturur. Fara (aile ya da kardeşlik, bazen de muhit diye çevrilir) kişinin objektif otoritesine ve iktidarına saygı gösterir. Çeribaşının objektif iktidarındaki dalgalanma (sahip olduğu para miktarı, ekonomik denetiminde bulunan alan, onun için çalışan rebetlerin sayısı, otoritesinin geçerli olduğu alan), hayatın sıradan bir gerçeği, fizyolojik bir gerçeklik olarak görülür. Ne var ki, benzeri iniş çıkışlar kişisel otoritesi için feci olur. Büyüyen bir kişisel otorite tutarlıdır; azalan kişisel otorite ise hayati tehlike içerir. Gerçekten gücü olmayan ancak otoritesi olan küçük rebetler değerli insanlar olarak görülür ve fara tarafından, hakimler gibi, anlaşmazlıklarda hakemlik yapmaları ve tavsiyelerde bulunmaları için kullanılır.

Her hapishanenin bazen iki tane olmak üzere mutlaka bir çeribaşı vardır. Her hapishanede, objektif iktidarı olmayan ancak bilge addedilen mangalar vardır. Çeribaşı değil ancak barbas olan, otuz yılını hapiste geçrmiş olan birine de hürmet gösterilir.

Umudumuz Şaban (1979) filmi hapishane sahnesi

Çeribaşı otoritesinin dengesini sürdürdüğü müddetçe rolünü korur. Otorite çok hassas dengeler üzerinedir. Kof iktidarı olan ancak otoritesi olmayan çeribaşı hayvan olarak görülür. Otoritesine leke gelmemesi için, çeribaşı genellikle stekisinde (hücre) belli bir mesafede oturur. Hapishanede, neredeyse asla hücresinden avluya çıkmaz, diğerlerini tehdit etmez, asla küfretmez, argo konuşmaz, asla koşmaz, kahkahayla gülmez ancak gülümser, yorumda bulunmaz, kendisini veciz ve muğlak ifadelerle anlatır, cömert ve açık fikirlidir, bir şey beklemeden zayıflara yardım eder, aşırılıktan kaçar ve çekişmeleri kışkırtmaz. Ancak bunların yanı sıra, düşmanları karşısında pes etmez. İdeal çeribaşı ne adaletsiz veya hırslıdır, ne de kaba ve saldırgan.
Pozantı'da yaşananlar

Çeribaşının otoritesi çeşitli şekillerde hasara uğrar: bazen düşmanları ona darbe indirmek için umumi yerde ona sıradan bir oğlan yollar, başka bir zaman beş altı genç adamın saldırısına uğrar, ceza olarak ırzına geçilir, sırası gelmişken aslında bu durum dünyadaki tüm mahpuslar için geçerlidir.

Rebetlerin onlara ihanet edenleri nasıl cezalandırdığından da bahsetmeliyim. Önce karşısındakinin yüzüne doğru atılır, ani bir atakla sol yanağına kesik atar. Yüzündeki bu yara ispiyoncuyla sonsuza dek kalacaktır ve bu da faranın kaçınması gereken bir adam olduğuna işaret eder. Muhtemelen, rebetler bu geleneği Camorra’dan· aldılar. Tarihte bazıları-örneğin Alman ordu subayları ya da öğrenciler- yaralarıyla gurur duyarlar, ancak bu durum rebetler için ihanetin göstergesidir.

Nikos Mathesis'in çizdiği bir tekke ortamı

İşte bu gizemli insanlar, rebetler, rebetiko şarkılarını yaptılar. Rebetiko şarkılarının toprağı, filizlendiği yerler hapishane ve tekkelerdi. Türkçede tekke, dervişlerin bir araya geldiği yer anlamına gelmektedir, ancak aynı zamanda Türk argosunda esrar içilen, küçük kahvehane ya da ev anlamına da gelmektedir. Tekke (τεκές) kelimesi Yunan argosuna aynı metaforik anlamını koruyarak girmiştir.

6. bölümün linki burada


[14] Ο Μύστταξ (Bıyık), Nefeli, Atina, 1990

· Camorra, Napoli’de ortaya çıkmış bir mafya örgütüdür. (ç.n.)

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 4

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının tefrika edilmesinin dördüncü bölümünde, rebetlerin esrarla alakaları, giyim kuşamları ve çevrelerindeki farklı tip ve karakterdeki insanlar konu ediliyor.

Esrar: Teorik olarak, müslümanlar dinen yasak olduğu için şarap içmezler. Ancak Kuran’ın bir açıklamasının olmadığı rakıyı içerler. Bu daha sonra rebetlere de geçen aşkı, kabadayıların rakı aşkını açıklar. Ayrıca esrar önemli bir rol oynar. Esrar toplumsallaşmayı, arkadaşlığı, baştan çıkarıcılığı ve şehveti sağlayan son derece eski, doğal\bitkisel bir halüsinojeniktir. Esrar bağımlılık yapmaz ve her zaman çok ucuzdur. Esrar tekkelerinde asla kavga olmaz çünkü esrar içiciler kavga peşinde koşmazlar. Çok uzun bir zamandır kriminologlar ve toksikologlar tarafından affedilmeyecek bir şekilde yapay bir varsayımla uyuşturucalar arasında gösterilse de esrar uyuşturucu değildir. Nihayet, bilge akademisyenlerin fikirleri devam etti ve esrar Birleşik Devletler’in uyuşturucu listesine girdi. Geçen sene, Amsterdam’daki özel olarak işletilen Esrar Müzesi’ne gittim. Osmanlı İmparatorluğu döneminde böyle bir müze inşa etmenin gereği yoktu çünkü esrar kolaylıkla dolaşımdaydı. Osmanlı kadısı ve jandarması, bugünkü hakim ve polislerden daha bilgeydi.
Petropoulos'un 'Kutsal Esrar' kitabından tekli, çiftli, üçlü ve dörtlü sigaraların nerelerden yapıştırılması ve yırtılmasını gösteren çizimler 
Görünen o ki, antik çağda insanlar esrar içmek hakkında bir şey bilmiyorlardı, çünkü basitçe o dönemde henüz çubuğu (pipo) keşfetmemişlerdi. En azından, Heredot[13]’un bir dizesinden bunu öğreniyoruz. Bugün gençler, Anadolu’da yaşayanlardan öğrendikleri biçimde sigara biçiminde esrar içmektedirler. Kullanışlı bir biçimde esrar içmenin yolu olan esrarlı sigarayı kabadayılar ve rebetler bulmuşlardı. Rebetika şarkıları nadiren esrarlı sigaraya atıfta bulunur, ancak nargile (αργιλές) bir çok şarkıda onurlandırılır. Nargile ile esrar içmek gerçekten kutsal bir ritüeldir. Suyun bir filtre görevi görmesi sayesinde, esrar içmek oldukça hafiftir. Bazıları ise nargileyi sütle tercih ederler.


Stellakis Perpinadis'in 'Nargilenin sesi' şarkısı. Bizde ise Yeni Türkü'den 'Yedikule' olarak bilinen şarkı. 
Nargile içme seslerinin duyulduğu baştaki diyalogda şunları diyorlar:
-Selamlar arkadaşım Stellaki!
-Sana da selamlar Vangelim
-Bu elinde tuttuğun nedir?
-Nargile
-Nargile mi?
-Ya ne tutmamı isterdin, bir okyanus gemisi mi?
-Ama arkadaşım kuzum Stellaki, ne zaman seni arasam, hep elinde bir nargileyle buluyorum!
-Ah arkadaşım Vango, haklısın. Ama ne derdim ızdırabım olduğunu bilseydin, bana haksızlık etmezdin. Dinle kardeşim Vango, bana teselli ver.

Kuçavosun daha önce verilen şematik betimlenmesi gerçeğe dayansa da tamamıyla gerçek değildir. Gündelik hayatta, rebetler değişen vasıfların mozaiğini temsil ederler. Farklı dönemlerden, toplumsal tabakalardan, ırklardan ve toplumsal kastlardan öğeler bir araya getlir. Sonuç olarak, herhangi bir verili zamanda bu öğeler farklı yollarla bir araya gelebilir, sabit bir miktarları da yoktur.

Daha önce de bahsedildiği gibi, 1890’ların rebetleri, burjuvazinin silindir şapkasının, yoksulların bez kasketlerinin ve çiftçilerin saman şapkasının aksine, republika denilen bir şapka takmaktaydı. İlk başta rebetler burjuva gibi giyinmekteydi fakat daha sonra kasaba kıyafetine doğru değişimle burjuvazi beyefendisinin karikatürü görünümünü aldı. Benzer bir şekilde, diyebiliriz ki Chicago gangsterlerinin görünüşleri de 1930’ların burjuva kıyafetinin kötü bir taklidiydi.
Chicago 1930lar, gardaş derler kankaya
Hemen hemen aynı zamanlarda, rebetler sivri bez bir kasket olan trayaska (τραγιάσκα) geleneğini oluşturdu. O yıllar, Berlin, Paris ve Roma’da büyük politik konferansların yapıldığı, bütün saygı duyulan insanların borsalino ya da kanotiye, proleterlerin de bez şapka taktıkları yıllardı. O günlerde, toplumsal farklar şapkadan başlıyordu. Rebetlerin neden şehirli şapkasını terk ettiklerini asla bilemeyeceğiz. Sırası gelmişken rebetler şehirli şapkasına gereken saygıyı göstermemişlerdi. Rebetlerin giyim zevki şiddetliydi ve şiddetle uygulanırdı.

Markos Vamvakaris'in trayaska şapka takan ve manga gibi davranan bir kadını anlattığı şarkı.

Rebetlerin erotik davranışları da aynı şekilde zoraki ve çelişkiliydi. Rebetiko şarkılarında, erkek çoğunlukla yosma ve zalim olarak gördüğü kadına dilenir. Ve rebet hala, (kadınlar karşısındaki mazoşizmine rağmen) maçoydu. Bir kadınla asla kol kola yürümez çünkü resmi olarak tüm kadınları hor görür. Rebetler kadınlar için kaput (psolothikara, ψωλοθήήκαρα) kelimesini atfederdi. Takıldıkları yerler taverna, kahvehane, iskambil oynanan yerler ve tekkelerdi. Kadınların ve erkek aşıklarının bu yanına varılamaz tekkelere giriş hakları yoktu. Lakin, iki istisna vardı: her ikisi de her an rebetlerin etrafında olan poustomangas ve rebetissalar.

Poustomangalar belli gruplara kabul edilen (örneğin yankesiciler), erkeksi davranışları olan  pasif eşcinsellerdi. Poustomangalar polise ihbar etmezdi. Poustomangalar bıçak taşırdı. Poustomangalar hapishaneyi kontrol altında tutarlardı. Bu sebeplerden dolayı hem rebetler arasında hem de yeraltı dünyasında kabul görürlerdi. Bugün poustomangalar artık yoklar. En son hatırladıklarım kırk yıl öncesindeydi.


Rebetiko müziğinin büyük rebetisalarından Roza Eskenazi şanına yakışırcasına 'Neden kokain içiyorum?' şarkısını söylüyor.

Oysa rebetiseler hala var ancak artık bir zamanların gururlu kadınları değiller. Rebetissa figürü ile hayat kadını karıştırılmamalıdır. Rebetissa, o zamanlarda Yunanistan’ın gördüğü en özgür kadınlardı. Erotik arzularını istediği erkekle paylaşabilir ve ayrıca lezbiyen ilişkilere de girebilirdi. Rebetissa esrar içerdi ve harika bir dansçıydı. Ayrıca, vücudunu ve itibarını nasıl koruyacağını da bilirdi.

5. bölümün linki burada

[13] Anlaşılan, Trakyalı eski kabileler esrar koyup bir arada dumanını içlerine çekmek için ısıtılmış taşlar kullanıyorlardı.

BONUS: Roza Eskenazi'nin hayatının anlatıldığı 'My sweet canary' belgeselinin fragmanı

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 3

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının korsan çevirisinin tefrika halinde yayınlanmasına kaldığımız yerden devam ediyoruz.  Bu bölümde  Rebetiko argosu ve cinsel ilişkiler konu ediliyor.

Argo: Rebetlerin argosu modern Yunanca’nın gramer, sözdizimi (sentaks) ve kelime dağarcığına dayanır. Bunun yanında da Venediklilerin ve Türklerin katkısı büyüktür. Bunun açıklaması gayet basittir: Venedikliler 1204’teki İstanbul’un yağmalanmasına kadar (4. Haçlı Seferi) Ege’deki ticareti elinde bulunduruyordu daha sonra da 1453’te Osmanlı’nın İstanbul’u fethetmesiyle tüm bölge 1. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Osmanlı egemenliğinde kaldı. Bunların yanı sıra, Akdeniz’in denizcilik terminolojisi her zaman için Venediklilerin hakimiyetindeydi ve rebetler her zaman denizcilerle yakın ilişkiler içinde oldular. Modern Yunan argosu aynı zamanda Arapça ve Arnavutça kelimeler de barındırır ancak Slav kökenli kelimeler tamamiyle unutulmuştur.
E. Petropoulos'un dünyada örneği olmayan eşçinsel ve travesti argosu kitabı 'Kaliarda'nın kapağı.
Modern Yunan argosunun farklı seviyeleri vardır: ağır, uzman bir kelime dağarcığından başlar, gündelik popüler dille sonlanır. Aynı zamanda, farklı kastlar tarafından (mahpuslar, uyuşturucu kullanıcıları, askerler vs.) üretilen bir çok paralel mikro-argo vardır. Konuşma şekline bakıldığında, rebetlerin hususi argosu modern Yunan diyalektinin en güzelidir. Rebetler bir çok kelimeye sesli harfler ve heceler ekleyerek yavaşça ve vurgulu bir biçimde konuşurlar. Ancak burada ilginç bir hadise vardır: Rebetler aşiretin hiyerarşik yapısı içinde yükseldikçe, argoyu bırakma eğilimi gösterir. Çeribaşı asla argo söz söylemez. Zaman zaman genç mahpuslar ters-argo· konuşurlar.


1920 ve 30larda revülerde oynayan komedi aktörü Petros Kyriakos, Rebetiko argosundan örnekler verdiği 'Manga'nın Sözlüğü''nü söylüyor. 

Modern Yunan argosunun tatmin edici bir sözlüğü henüz yoktur zira akademisyenlerimiz bu tip şeylere zaman harcamaya tenezzül etmemektedir. Ancak, sözlük hazırlayanlar için şu aşikardır: Modern Yunan argosu için önemli olan kelime dağarcığı değil sözdizimidir. Ayrıca el hareketleri de önemli yer tutmaktadır, çünkü işaret dilinin kullanımı sadece sağır ve dilsiz ya da Trappist keşişlerle·sınırlı değildir. El hareketleri rebetler arasında vurgulama, cümleyi renklendirme ve söylenen sözü doldurma amacıyla kullanılırdı. Doğal olarak, gizli işaretler gibi, her biri kendi şifreli anlamına sahip ortak bir işaret dili vardı.

Cinsel İlişkiler: Rebetler yadsınamaz biçimde şehvetli ve cilvebazdı. Bize kadar gelen rebetika şarkılarının yarısı aşkla ilgilidir. Ne var ki, erotizm tamamıyla yoktur. Doğrudan doğruya cinsel içerikli olan üç veya dört rebetika şarkısı bulabildim. Bunlardan birinde “Bızırının deliğine bakmak istedim” dizesinde halka ait (demotik) bir şarkı olduğunu  sezebiliriz. Bir başkası, hapishanedeki eşcinsel aşka gönderme yapmakta; üçüncüsü ise alegoriktir. (Bir kadının “lulu” köpeğinden bahsetmektedir, yani cinsel organlarından). O dönemde bir sansür olmadığı halde, rebetikanın erotik duyarlılığının bu ahlaki kamuflajının sebebini bilmemekteyiz.


Roza Eskenazi 'Ginome antras' isimli şarkıda kabadayı gibi davranan bir kadınla sevgilisi başka bir kadının ilişkisinden bahsediyor.

Rebetlerin aşk hayatı iki kutupludur: Kadınlar ve genç erkekler. Geleneksel anlamda, rebetin cinsel adetleri radikaldir. Öncelikle, evlilikten nefret eder ve serbest aşkı tercih ederdi. Rebetlerin dünyasında, zina ne bir suç (ceza kanununda olduğu gibi) ne de günahtı. Ne zaman  bir çift birlikte yuva kurmak istese, bunu ne bir papaza ne de sicil memuruna danışarak yapardı. Kalıcı resmi olmayan bu birlikteliğe kapatma adı verilirdi. Hem kelimenin kendisi hem de ilişkinin doğası İstanbul kabadayılarına aitti. Osmanlı bağlamında, kapatma kurumu çokeşlilikle beraber varoldu. Rebetlerin ya da kabadayıların kapatma hadisesinde ise, kendimizi monogaminin alanında buluruz.    

 
Tokat doğumlu meşhur İstanbul kabadayılarından Şık Manol ve kapatması Rus Hanny

Yunanın ecdadı
Rebetler ayrıca eşcinsel ilişkileri hoş görürlerdi.  Bu antik döneme kadar giden bir gelenekti. Kuzey Avrupa, Akdeniz’in geleneksel eşcinselliğini anlamamıza yarayacak herhangi bir imaj ya da pratikten yoksundur. Onüçüncü yüzyılın büyük İranlı şairi Sadi bir keresinde nasıl genç bir adama aşık olduğunu anlatır. Ancak aşığı onu reddeder. Sadi aşık olduğu ile livata yaptığı arasında keskin bir ayrım yapar. Rebetler kadın görünüşlü erkeklere tiksintiyle bakar. Genç bir erkekle cinsel ilişkide bulunduklarında dahi, delikanlı tüm dişil rolüne rağmen erkekliğini korur.
Ecdat dön baba dönelim oynarken
Her çeribaşının evinde bir karısı ve tekkesinde bir oğlanı vardır. Türkçe bir kelime olan oğlan delikanlı, hizmetçi ya da livata yapılan anlamlarına gelmektedir. Almanca Uhlan da aynı kökten gelmektedir. Oğlanlar sıklıkla kanlı kavgaların kıskançlıkların sebebidir. Çeribaşı oğlanını kollar. Ona iş bulur, bir ev alır, evlenecek güzel bir kız bulmasını sağlar, çocuklarını vaftiz eder vs. Hapishanede, çeribaşının sultanası, diğer bir deyişle güzel delikanlısı varken, küçük rebetler de bazen diğer mahpuslarla (dişi kuş da denilen kotes, kότες) geçici ilişkilerde bulunur. “İyi Hırsızın El Kitabı”[12] isimli kitabımın bir bölümünü Yunan hapishanelerindeki günümüz eşcinsel ilişkilerle ilgili sorulara ayırdım.
Tarihimizden bir yaprak: Livatacı ve sırasını bekleyenler
Rebetler kadınlarla cinsel ilişkilerinde daha çok livatacalığı tercih ederdi. Livata geleneği bugün hala Yunanistan’da devam etmektedir. Yasaklanmış meyveden tatmayan pek az kadın vardır. Livatacı aşk (bir kadınla ya da bir delikanlıyla) kuvvetli dozda şefkat ve yüksek bir tekniği gerektirir. Yunanlılar (Türkler, Araplar ve İtalyanlar gibi) bu yeteneklere sahiptir. Livatacılık orta Avrupa’da olduğu gibi  nihai barbarlık değildir. Akılcılık, doğunun ruhuna girmekte çok kötü bir yoldur. Bu neden katolik ayinlerinde kullanılan ekmeğin tatsız undan yapıldığını, en çok aranılan Budist tılsımın ise Dalai Lama’nın kutsal dışkısından yapıldığını açıklar.

4. bölümün linki burada

· Ters-argo (back-slang) herhangi bir kelimeyi tersten yazmak veya okumak anlamına gelmektedir. Ör: bıçak-kaçıb gibi. (ç.n.)
· Katolik olan Trappist keşişlerin konuşmayı bile meneden çok sıkı kuralları vardır. (ç.n.)

[12] Εγχειρίδον τού Καλού Κλέφτη (İyi Hırsızın El Kitabı), Digamma, Atina, 1979; Yenibasımı Nefeli, Atina, 1979

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 2





“Rebetis” isyan (rebel) eden ya da ehlileştirilemeyen demektir. Burjuva ise bu kavramı gangster anlamına gelen alitis ile eşanlamlı andı. Rebetis kelimesinin kökenleri hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Stathis Gauntlett iddia edilen etimolojik türetmelere en iyi açıklamayı getirmektedir[8]. Yunanca tsiribasis sözcüğü Türkçe çeribaşı’ndan gelmektedir. Çeribaşı bir takım atın başı ya da, daha sonraları sultanın baş seyisi anlamına geliyordu. Bu kelime sonradan kabadayıların yerel liderlerini ima etmeye başladı. Yüz yıl kadar önce, 1880ler ve 1890 arasında Yunanistan’da rebetler doruk noktasındaydılar.

1890ların kuçavakilerinin (κουτσαβάκης)[9] genel portresi aşağıdaki gibiydi:

Görünüş: Kuçavos uzun ve inceydi. Göbekten eser yoktu. Briyantinlenmiş parlak saçları vardı. Saç şekline gelindiğinde ise, saçı ayırmak de rigueur’·dü, saçlarının perçemi gözünün üzerine düşerdi. Rebet konuştuğu insanı görebilmek için, tipik bir hareketle perçemini düzeltirdi. Bıyıkları cilalı ve yataydı. Rebetler yüzlerindeki benleri boyarlardı, ayrıca bu benlerin üzerinde çıkan tüylere de dokunmayarak, bene gerçeklik kazandırmaya çalışırlardı. Gözlerine de far çekerek bu etkiyi kuvvetlendirirlerdi. Kuçavos yengeçvari yampiri yampiri, öne doğru eğik, sol omzu yukarıda ve sadece sağ kolunu hareket ettirerek yürürdü. Bakışları sert ve tehditkar, sesi ise yüklüce esrar içmekten boğuktu. Vücudunun her tarafında saklı dövmeleri vardı. Bir tane de elinin üstünde ufak bir dövme bulunurdu.

Giyim: Kurdelası (klipsi, χλίψη) ve kendisi siyah olan bir republika (fötr) şapka, ya öldürülen bir arkadaşları için ağıt ya da yakın zamanda öldürülecek bir düşman için işaret anlamına geliyordu. Fildişi düğmelerden siyah bir ceket, süvariler gibi sol omzun üzerine atılırdı. Ceket ne zaman olağan şekilde giyilse, düğmeler asla iliklenmezdi. Şeritli ya da geniş gösterişli ekose pantolonlar paçaya indikçe daralırdı. Pantolon düğmeleri o kadar dardı ki, rebetler düğmeyi takmak için ayakkabı için kullanılan kerataya, çıkarmak için de sabunlamaya ihtiyaç olduğunu söylerlerdi. İstanbul kabadayılarının yaptığı biçimde, rebetler içine diktikleri kırmızı kadifeyi gösterebilmek için pantolonlarının paçasını genellikle açık bırakılırdı.
Yunan Karagöz'ündeki rebet figürü Stavrakas ve giyim kuşamı


Karagöz oyununda Stavrakas elinde tespihi ve baglamasıyla perdeye çıkıyor, dansını yapıp, şarkısını söylüyor.

Rebetlerin hasapikes adı verilen sarı gömleklere ve kırmızı kravatlara ayrı bir ilgisi vardı. Yirmibirinci yüzyılın başında, papyonları ve boyunlukları burjuvazinin fuzuli akseseuvarları olarak görerek uzak durmuşlardı. 1900 civarlarında İzmir’de, uyanık olanlar kravatlarını çıkarıp ceketlerinin sağ omzunun altına saklıyor, böylece de hali vakti yerinde gibi görünmeyip arkadaşlarının dalga geçmesinin önüne geçiyorlardı.

Rebet, belinin üzerine, yeleğinin hemen altına yarı saklı zonari (ζωνάρι) denilen kuşak giyerdi. Bu kuşak kendine has bir şekilde sarılırdı ve hem cep hem de silah saklama yeri olarak kullanılırdı. Bir yanı yere salınırdı. Zonarinin salınan ucuna ayakla basmak bir kavgaya davet anlamına geliyordu. Bu belası eksik olmayanlar, epeyce yüksek topuklu ayakkabıları severlerdi. Onların gözünde, topuğunda bir farenin geçebileceği kadar boşluk olan ayakkabılar makbul sayılırdı. Rebetin giyimi, zonarinin kıvrımlarına plilenmiş ya da ceket cebine asılı leylak rengi bir mendille tamamlanır. Hava sıcak olduğunda ise, Bastille’in Apaçileri[10] gibi boyunlukları ile enseleri arasına krem renkli mendil koyarlardı. Zonari doğuya özgü giyimin son kalan öğesiydi. Zaman geçtikçe, rebetlerin giyimi sadeleşti.
Rebetlerin yaşadığı semtlerden, Psiri meydanı
Silahlar: Her ne kadar rebetler Avrupa tarzı giyinseler de, zonarilerindeki silahları ve mendil, çakmak (τσακμάκι), tütün kesesi ve tespih gibi bir çok eril tefferruatı korudular. Zonarisi genellikle silahlarını sakladığı yerdi. Kişisel silahları bir hançerden, daha sonra yerini revolvere bırakacak  çift namlulu tabancaya kadar değişiklik gösterirdi. Sultanın cinayetler üzerine aşırı sinirli olmasından ötürü ve silah denetiminden dolayı İstanbul kabadayıları silah taşımaktan kaçınırdı. Her neyse, silahlar gürültü çıkarırdı. Rebetler ise çift kenarlı bıçakları ve küçük hançerlerin sessizliğini tercih ederdi.
Bir rebet ne zaman ki rakiplerini gülünç duruma sokmak istese, onları ardından kovalar ve bıçaklarıyla kaba etlerine kesik açardı. Fakat,  birini gerçekten öldürmek istese, çift taraflı bıçağını düşmanının karnına saplar ve bıçağa büklüm verirdi. Daha sonra, kana bulanmış bıçağı dışarı çeker ve ucunu yalardı. Daha başka durumlarda, eğilerek kurbanının kulağını ısırır veya bir gözünü soğururdu. Bu  ürkütücü adetler  halk deyişlerinde ve atasözlerinde  kendilerine yer bulmuşlardır.
Psiri'de bir kahvehane
Rebetler aynı zamanda, bıçaklarını gücünün koreografisinin bir parçası olarak kullanırlardı. Hapishanede, otoritesini meşrulaştırmak isteyen çeribaşı bıçağını yükseğe kaldırır ve hapishaneden dostlarının bıçağın altından geçmesini isterdi. Hakiki sıkı mangalar (μάγκας)[11]olan  varimangalar (βαρύμάγκας) yemek yerken hançerlerini bir çatal gibi kullanırlardı. Rebetler kaşık ve çorbadan nefret ederlerdi. (Bu arada Yunancada, candan yemek yiyenlere “eski çatal” anlamına gelen gero pirouni denilir.) Taverna da korku yaratmak isteyen bir rebet bıçağını masanın üstüne saplardı.
Zamanın modası,bıçağın üzerine ahlı vahlı maniler yazmakmış,1907
Rebetler chamomilo denilen eski stil tabancalar  (papatya-camomile- çayına ironik bir atıf) ve bunların daha modern bir versiyonu olan şarjörü kabzasında bulunan kufyolar  kullanırlardı. Bir diğer silahları (bu sefer öldürücü olmayan) ise sopaydı.Rebetlerin sopası baston gibi görünmekle beraber ondan çok daha tehlikeliydi. Genellikle bodur karadiken ağacından yapılır ve bir demir kadar serttir. Rebetler gösterişlice sopalarını sol kollarına asarlardı. Sopayı sağ kola geçirmek bir kavganın geliyor olduğunu gösterir. Sırası gelmişken, mangourophoros (eli sopalı) terimi modern Yunanca’da sağcı politikacıların eli silahlı çeteleri için kullanılır.
Pire'nin meşhur kabadayıları Gikas Menidiatis ve Vangelis Vetoulis Sigkrou hapishanesindeyken, 1933.
Kavgalar: Kavgalar çoğunlukla geceleyin karanlıkta, yolların ötesinde gerçekleşir. Ne var ki, şehrin ortasında gündüz vakti adam öldürmek de duyulmamış şey değildir. Kavgalar hakiki Homeros tarzıyla, karşılıklı küfürleşerek başlar. Birisini henüz uyarmadan öldürmek kalleşlik olarak addedilir. Kavganın da kendine özgü bir adabı vardır. Hasımlar ortaçağdaki kılıç dövüşü gibi, bir siper gibi ceketlerini sol kollarına dolarlar. Bu tampon sipere kavaca (καβάτζα) denir. Günümüz argosunda, kavaca daha sonra kullanılmak üzere muhafaza edilen anlamına gelmektedir. Hiç bir üçüncü kimsenin birbirlerine bıçaklarını çeken mangaları ayırma hakkı yoktur.
David Prudhomme'un Rembetiko isimli çizgi romanından
Hapishanede, yazılı olmayan bu kanunlardan haberi olmayan, kavga edenleri ayırmaya çalışan kimselerin kaderi bıçaklanmaktır. Hapishanede, bıçaklar için kullanılan jiletler yatak demiri, tava vb.  şeylerden dönüştürülerek elde edilir. Dışarıdaki dünyada, rebetlerin çift kenarlı bıçakları kabartmalarla işlenir ve sapları kara boynuz, fildişi, yusuri (kara mercan) veya iyi şans getirdiğine inanılan yabani tavşan ayağından yapılırdı.
###
3. bölümün linki burada

[8] Stathis Gauntlett, Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris. A Contribution to the Definition of the Term  and Genre (Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris: Kavramın ve Janrın Tanımına Katkı) ve   Rebetiko tragoudi through Detailed Analysis of its Verses and the Evolution of its Performance (Dizelerinin Ayrıntılı Analizi Yoluyla Rebetiko Şarkıları ve İcrasının Geçirdiği Evrim), Denise Harvey, Athens 1985. ‘Rebetis’  in bazı tanımları için kitabın giriş bölümüne bakın (s.16-17)
[9] Bkz. Not 3
· “de rigueur” kelimesi bir moda ya da protokoldan dolayı, kuralla belirtilmese de zaruri olan şeyi ifade etmek için kullanılır. (ç.n.)
[10] 19. yy’ın sonlarına doğru Paris’in Bastille alanında bir sürü suçlu olayların yaşandığı-hırsızlık, uyuşturucu, fuhuş- alt-sınıflardan oluşan büyükçe bir cemaat vardı. Bahsi geçen bu alanın ‘Apaçiler’i tipik bir gömlek, pantolon, kemer ve atkıdan oluşan tarz yarattı. Hayat biçimleri bir çok  büyük şarkı, tiyatro ve ikonografi geleneğinde övülür.  
[11] Bkz. Not 3
· Ters-argo (back-slang) herhangi bir kelimeyi tersten yazmak veya okumak anlamına gelmektedir. Ör: bıçak-kaçıb gibi. (ç.n.)

· Katolik olan Trappist keşişlerin konuşmayı bile meneden çok sıkı kuralları vardır. (ç.n.)

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 1

“Rebetika Şarkıları”[1] isimli büyük kitabımı 25 sene önce yazmıştım. Şu günlerde ise elinizdeki küçük hacimli kitabı yazdım. Aslında başlığını Rebetoloji[2] koymuştum ve söylemeye gerek dahi yok, başlık ironikti. Rebetoloji varolmayan bir konuydu ve hiçbir üniversitede okutulmuyordu. Rebetiko şarkısının önceki ve şimdiki haliyle nasıl bir şey  olduğunu yabancılara anlatamıyordum. Dahası, Yunan arkadaşlarıma bile anlatabilmekte zorluk çekiyordum. Ne yazık ki rebetler artık yoklar. Rebetiko şarkıları bugünlerde itibar edilen mumyalardan daha fazla bir şey ifade etmiyor. Ve eklemeliyim ki, ölüseviciliği (nekrofili) rebetikayı anlamaya yardımcı olmuyor.


Yunanistan’ın herhangi bir yerinde bir kolejin ya da vakfın kurulacağını, bütün rebetiko şarkılarının bir araya getirileceği bir külliyatın oluşturulacağını ve bu sayede araştırma yapmak isteyenlerin işinin kolaylaşacağını hayal ederdim. Yıllar geçtikçe, bu aşırı iyimserliğimden dolayı çok fazla acı çektim. “Rebetiko”,Yunanistan’da yıllarca yasak kelimeydi. Sırf başlığı yüzünden Rebetiko Şarkıları kitabımı bastırabilmek neredeyse mümkün değildi. 1970’lerde rebetlerden ve rebetikadan bahsedebilmek kabul edilebilir bir şey değildi. Benim açımdan, verdiğim karardan şaşmamak ve kitabımı bastırabilmenin değeri beş aylık bir hapishane hayatı ve görkemli bir boşanmaydı. Bu sayede, hapishane ve boşanma bana özgürlüğümü verdiler.

Stavrakas
İlk önce rebetlerden bahsetmeden, rebetiko şarkıları hakkında konuşamazsınız. Rebetis (çoğulu rebetes) kelimesinin bir çok eşanlamı vardır.[3] Rebetlerin tasvirleri, çoğunlukla geçen yüzyıldan olmakla birlikte, bir çok modern Yunan edebiyatında karşımıza çıkar. 1900 civarlarında, rebet figürü Yunan gölge tiyatrosunda da görünmeye başladı. Rebetin doğasının etrafında salim değerlendirmelere izin vermeyecek ölçüde rezil bir mitoloji yaratılmaya çalışıldı. Sabit bir rebet tipi yoktur. Yeraltı Dünyası ve Karagöz[4] isimli makalemde, her çağın kendine özgü bir rebet tipi olduğunu ve rebetleri farklı farklı sınıflandırdığını göstermeye çalıştım. Bir tarafta yeraltı dünyası var, diğer tarafta ise rebetler. Hiç bir şekilde yeraltı dünyası ile, rebetlerin dünyası bir ve aynı şey değildir. Birbiriyle içi içe ancak tamamiyle üst üste olmayan iki çember gibi düşünülebilir.


(Deli) Nikos Mathesis ortada bıyıklı, meşhur cool köpeği ve eşraf
Benim tercihim, “Bir hırsız, rebet olabilir ya da olmayabilir;  bir rebet, hırsız olabilir ya da olmayabilir” formülüdür. Çünkü göstermek istediğim, hırsız olmanın bir yetenek işi olduğu, rebet olmanın ise nitelik gerektirdiğidir. Bu nitelik, rebetin dünyaya karşı kendine has duruşundan ileri gelmektedir. Rebetlerde toplumsal olarak yıkıcı olan, davranış tarzlarıydı. Nihayetinde, rebetlerin iddiası farklı olabilme hakkıydı. Ne var ki, hırsız gereklilikten dolayı marjinalleşirken, rebetin kendisi marjinal olmayı seçiyordu.

kabadayı modeli 
Rebetler ve yeraltı dünyası arasındaki hiyerarşik sınıflandırmalarda önemli farklar vardı. Bir çok farklı rebet, yatay olarak sınıflandırılabilir, ancak başka (dikey) bir sınıflandırma da her bir rebetin kişisel otoritesi tarafından sağlanır. Fransızca mec sözcüğü tam karşılamasa da  rebeti ima eder. Fransızca caïd (patron, şef) çeribaşı[5] (τσιρίμρασης) karakterinin zayıf bir karşılığıdır. Rebetleri sadece lümpenproleterya olarak gören bakış açısı kuramsal bir saçmalıktır. Rebetler, Orta Avrupa’nın yeraltı dünyası, Paris ve Marsilya milieu’sü ya da Mafya veya Camorra ile aynı çerçeveden bakılarak değerlendirilemez. Rebetlerin kökleri istanbul’un meşhur kabadayılarına[6] (καπανταήδες) dayanır. Kabadayılar, devlet gücüne karşı bir güç olarak ortaya çıktılar. Tütün ve silah kaçakçılığı yaparak, esrar içerek ve iskambil oynayarak yaşarlardı. Limanı kontrol ederlerdi ve boş vakitlerini kahvehanelerde, pastanelerde  ve genelevlerde geçirirlerdi. Günümüzün Türk sosyologları ise onlara hiç ilgi göstermiyorlar. Yunanistan’da, biz de kabadayıların tarihi ve kökleri konusundaki önemli bilgilerin yokluğunu çekmekteyiz. Ve Avrupalılar için genel olarak, sadece Osmanlı medeniyetinin büyüklüğü konusundaki halis cehaletlerinin yasını tutabiliriz.

rebet tarzı
Yeraltı dünyasının sakinleri kanunların dışında yaşıyor gibiydiler. Rebet ise, kanunlara tahammül ediyor gibi görünüyordu. İstanbul kabadayılarının durumuları gibi, onlar da kişisel özgürlüklerini korumaya dikkat ediyorlardı. Rebet burjuva tarzından nefret eder ve nihayetinde evlenmezdi. Rebet dövüşçüydü. Rebet esrar içerdi. Rebet bıçak kullanmasını bilirdi. Rebet argo konuşurdu. Rebet livatacıydı. Rebet, haksızlığa uğrayanları korurdu. Kısaca rebet, topluma meydan okurdu.

İstanbul kabadayılarının tipi tüm Osmanlı şehirlerine yayılmıştı. Kabadayılar Türk olmak zorunda değildi. Sultanın reayasının en ehlileştirilemeyenlerinden bir Arnavut da olabilirdi. Haydutluk, ordu memurluğu, kasaplık, kavaslık[7] ve korumalık yapmak Arnavutların tekelindeydi. Bir kavasın ya da çavuşun kabadayı olması çok alışıldık bir durumdu. 1860-1900 yılları arasında Atina’nın küçük dünyasındaki bir çok rebet Arnavut asıllıydı. Osmanlı devletinin himayesi altındaki bir çok farklı milletten insanın varlığı, yeni kurulan Yunan devletine de yansıdı. Günümüzde Yunan kentleri, ne yazık ki etnik kimliklerini saklamak zorunda kalan Arnavutlarla dolu.

Arnavutlar kabadayı aleminde yer etmiş
Rebetlerle ordu arasında bitmeyen karşılıklı bir etkileşim vardı. Bunun temel açıklaması ise kıyafet ya da üniforma olgusu değil, silahtı. Yerel seviyede, jandarma iktidarı kabadayılarla paylaşmak zorundaydı. Bu paylaşılan iktidar hassas dengeler üzerindeydi. Jandarma sokaklarda devriye gezerdi ancak o çevrenin otoritesi kabadayıda ya da çeribaşındaydı. Sicilyalı bir capo gibi, tüm gün kahvede oturur ve halk ona hürmetlerini sunmaya gelirdi. Mahalli anlaşmazlıklara arabuluculuk etmeye çağrılma gibi kontrol edici bir rolü vardı ve nüfuzunu kullanarak mahallede toplumsal dengenin korunmasını sağlardı. Sıradan bir fakir adam için çeribaşı neredeyse tanrıydı, ne var ki asla bir Robin Hood figüründen daha fazlası değildi.

İtalyan işi
Ondokuzuncu yüzyıl boyunca, halk kahramanlığı hadisesi Yunanistan’da devam etmekteydi. Ancak bu kahraman figür, plili Yunan etekliği foustanella yerine, daha Avrupai bir kıyafet giymekteydi. Rebetler, şehirlerin fakir mahallelerini karakterize eden dar sokaklı labirentlerde yaşamak uğruna dağlara veda etmek zorunda kalmışlardı. Modern Yunan yeraltı dünyasının başlıca çekirdeği, 1821 ulusal devriminin büyüsü bozulmuş işsiz palikaryası (genç ve cesur) ve topraksız çiftçilerdi. Çünkü ancak 1917’de devlet toprakları (toplam alanın yüzde yetmişi) fakirlere dağıtılmaya başlandı. Halkın hoşnutsuzluğu çaresiz mahalli isyanlarla, çetelerin yeniden dirilmesi ve rebetlerin sahneye çıkışıyla dışa vuruluyordu.

Foustanellasıyla, yani fistanıyla bir yunan
Yunan vatanının yavaşça perişanlığa ve sefalete düşüşü kabaca 1830-1880 arasındaki yarım yüzyılı kapsamaktaydı. Atina, 1833’te bugün bildiğimiz şekilde Yunanistan’ın başkenti olarak kabul edildi. 1850’de Atina’da giyim tarzlarında bir kargaşa hakimdi: İnsanların yarısı foustanella giyiyordu, diğer yarısı da ceket ve pantolondan ibaret daha sıkı elbiseler giyiyordu. 1880 civarlarında ise Avrupai giyim ölçü oldu. Haydutluk, foustanella ile birlikte azaldı. Sonra, ceket ve pantolon giyen rebetler sahne aldılar. O dönemlerde Atina’da hem aristokratik hem de daha alt kesimlerin yerleşimleri vardı. Rebetler meydanların ardındaki yerlere, yerel kahvehane ve tavernalara  sık sık giderlerdi. Rebetler, polis ve proleteryadan daha önceleri de vardı.

2. bölümün linki burada



[1] Rebetika Şarkıları (Ρεμπέτικα τραγούδια) ilk basımı 1968’de yapılmıştır. Genişletilmiş basımı: Kedros, Atina, 1979.
[2] Elias Petropoulos, Rebetoloji (Ρεμπέτολογία: εικοσιτέσερις παράγροφοι μονότονης φλυαρίας), Kedros, Atina, 1990. Rebetoloji esas olarak Berlin’de çıkan Lettre International’in Almanca baskısı için yazılmış ve ilk olarak 1990’da basılmıştır.
[3] Rebetle eş anlamda kullanılan diğer sözcükler mangas ve kuçavakistir. Kuçavaki (kuçavosun küçültme eki almış halidir) easesen yüzyıl başında Atina’da ortaya çıkan mangaların 19.yy’daki öncüleridir. Tamamıyla farklıdırlar ve bu farkları, Yunan gölge-kukla tiyatrolarındaki karakterlerde açıkça ortaya çıkar. Kuçavaki figürü Stavrakas iken manga Nondas’tır (Epaminondas’ın kısaltılmış hali). Her ikisinin de kendine has deyimleri ve zerafetleri vardır. Örneğin kuçavaki sağ ayağının topuğuyla sol ayağının üst kısmına basarak durur. Manga daha sıradandır ancak onun da giysileri karakateristiktir. Gölge tiyatrosunun hiyerarşisine göre, Stavrakas’ın önceliği vardır-konuşurken Nondas sesizce bekler. 19.yy’ın ikinci yarısında, mangalar/rebetlerin yoğunlukta  yaşadığı semtler vardı. Atina’da Pazar yerinin yanındaki Psiri, Pire’de Karaiskaki ve Trouba ve Selanikte’de Vardari bu yerlere örnek olarak verilebilir. Bu semtlerde, kendilerine ait tavernaları, kahvehaneleri vardı. Kaçakçılığı, esrar piyasasını, kumar oynatılan yerleri ve keraneleri denetlerlerdi ve çalıntı eşyaların kaçakçılığı yapılırdı.
[4] Yeraltı Dünyası ve Karagöz (Υπόκοσμος καί καραγκιόζης), Grammata, Atina, 1978. Yunanistan’daki gölge tiyatrosu geleneğinin ayrıntılı ve örnekli bir çalışmasıdır.
[5] Çeribaşı konusunda, Petropoulos’un gözlemleri şöyle: “Hapishanede, çeribaşı hakimiyetini sürdürür. Kahve getirmek gibi işleri yapan uşakları vardır. Hücresinde divanı vardır (Yunan hapishanelerinde, yataktan ziyade divan vardır) ve sultana denilen genç bir aşığı olurdu. Ancak bu genç poustis değildi. Diğer bir deyişle, efemine değildi. Ağırbaşlı, erkekçe bir adamdı ancak herkes onu çeribaşının becerdiğini bilirdi. Çeribaşı, genç hapisteyken onu kollar ve gözetirdi. Bu gelenek hapishanenin dışında da devam ederdi. Örneğin, Atina’nın büyük manavlarında, şafak vaktinden sabahın dokuzuna kadar iki üç saat çalışırlardı, bu arada işler yapılır, mallar satılırdı. Emirleri yerine getirenler her zaman genç ve yakışıklı delikanlılardı, yani toptancının sultanalarıydı. Saat on gibi “sütçü” gelir, esrarı bölüştürürdü. Esrarlarını ve kahvelerini içer, uyanınca tekrar dumanlanmak üzere öğleden sonraya kadar uyurlardı. Gece yarısına doğru, -eski günlerde- örneğin, Çiçanis’i dinlemeye müzik yaptığı yere giderlerdi...sadece tek bir şarkı, en sevdikleri şarkıyı dinler, sonra giderlerdi...Bu insanlar zengin ve cömertti. Müzisyenleri tebrik etmeye yanlarına gider ve buzukisinin ses deliğine esrar koyarlardı.Bu gelenek günümüze kadar geldi. (Ed Emery’nin Elias Petropoulos’la röportajından, Paris, 1999) 
[6] Kabadayı (καπανταήδες) kelimesi Türkçe’den gelmektedir. Gemi kaptanı, sıkı dost, koruyucu ya da patron anlamlarında da kullanılır. Yunancaya gözü pek davranan, iyi adam anlamıyla geçmiştir. Palikaryayla eş anlamlı olarak da kullanılır ancak, muhitleri farklıdır. Fakat daha sonra, kabadayı geçinen sahte dayılar ortaya çıkmıştır. (Çingeneler arasında da  kullanılan bir sözcüktür) Buna yakın sözcükler kuçavaki (κοουυτσαβάάκης), palikarya (παλληκαράς), pseftopalikarya(ψευτοπαλληκαράς) dır.
[7] Türkiye’de kavas koruyıcu ya da hemen her işi görenlere denirdi. Kapıcı gibi davranır, beyin çocuklarını okula götürürdü. Bu terim aynı zamanda Athos Dağı’ndaki manastırın kapı koruyucuları için de kullanılır.