amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2020 Perşembe

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 3. Bölüm

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko müziğini anlattığımız yazı dizisine tüm hızımızla devam ediyoruz, dermişim ama aylar oldu tık yoktu, nihayet geri dönebildik. Mevzunun arkaplanını anlattığım 1.bölüm, ve ilk kayıtları yapan müzisyen ve şarkıcıları anlattığım 2. bölümden sonra, bu bölümde de müzisyen ve şarkıcıları tanımaya devam edeceğiz.
Sizin için ortaya karışık bir Rum bir Yahudi ve bir Ermeni müzisyen hazırladım. Afiyet olsun.

Tarzına kurban Yannis Halkias nam-ı diğer Jack Gregory
Yannis Halkias 1898’de Yunanistan’da doğdu, ve 1909’da Amerika’ya göç ettikten sonra bir daha geri dönmedi. 1932’deki kaydı ‘minore tou teke’ yani ‘tekke minörü’ buzuki ile yapılan ilk kayıt olmasının yanı sıra hala daha en beğenilen rebetiko eserlerindendir.

Minore tou Teke (Tekke Minörü)

Buzuki öğrenmesini ve rebet ortamlarına girmesini babası istemese de amcası sayesinde mangasları ve onların dünyasını tanıma fırsatı buldu. Ancak bu sebeple de ömrü cepçilikle, ufak tefek hırsızlıklarla, karaborsacılık, avantacılıkla ve polisten savuşmakla geçti. 1940’larda FBI başlarına ekşiyince bu karlı işleri bırakmaya karar verdi ve ortağından ayrılarak bir kumar ve esrar tekkesi açtı. Mekanında, nargile hazırladı, yemekleri yaptı ve buzukisini çaldı. Aynı zamanda usta bir üçkağıtçı kumarbaz olduğundan, kumarını da eksik etmedi. Meşhur New York Polis Departmanı’ndan birilerine de basılmamak için rüşveti önden hazır etti. Bu sayede, New York’un göbeğinde kendi krallığını ilan etti. Yasalarla pek alakası olmayan Halkias, bir mangas gibi yaşayarak, kaldırdığı tonla parayı eşine, dostuna çevresine yedirdi. Helali hoş olsun.  

Buzukideki ustalığını gösterdiği eserlerinden Trikouverto

&

Madam Victoria Hazan
Sefarad Yahudi bir aileden gelen Victoria Hazan, 1896’da Manisa’nın Salihli ilçesinde doğdu. 1915 yılında önce İzmir’e, oradan da 1920’de New York’a göç etti. Genelde kanun, ud ve kemandan oluşan bir orkestrayla alaturka ya da kafe aman tarzında şarkılar söyledi.

Ladino dilinde Makber olur mu demeyin, oluyor! Lagrimas Verterei

Çok meraklısı olmadığından kayıt yapmaktan uzak durdu ancak sonra Metropolitan ve Kalliphon şirketleriyle Türkçe, Ladino ve Yunanca şarkılar söylediği bir kaç kayıt yaptı. Marko Melkon'la birlikte söyledikleri, Yunancası da olan Değirmenci yine sevdiğim eserlerdendir. 1995 yılında 100.yaşgününü göremeden vefat etti.


El Cante por la Victoria



                                      &
Marko Melkon
1895 yılında doğan Markos Melkon Alemşaryan, İzmirli olduğundan Rumcasına güvenerek 18’inden sonra Atina’ya gidip tavernalarda çalmaya başladı. Ardından, 1921’de müzisyen arkadaşı Achilleas Poulos’la birlikte Amerika’ya gitti. 
Amerika’daki müzik hayatı gayet hızlı başladı. Otantik tarzından dolayı Yunan müzik ortamlarında kimse onun Yunan olmadığını anlamadı bile.  Kazandığı parayla da Türkiye’deki ailesini önce Atina’ya oradan da Amerika’ya aldırdı. 1928’de evlenmek için Yunanistan’a geri dönüp, bir hafta içinde, Selanik’te kendisi gibi bir İzmir Ermenisi olan Azad Karnugyan ile evlendi.

Önce bir müzik kayıt stüdyosu açtı, Amerika’da ekonomik bunalım yaşanınca kepenkleri indirip, New York’a, tavernalara geri döndü. İlk kaydı ‘oğlan oğlan’  müzik piyasalarını kasıp kavurdu.


Ermeni cemaatinin yazlık mekanları, New York’un Yunan ve Orta Doğulularının takıldığı tavernalar, Boston’u, Chicago’su derken göbek attırmadık kişi bırakmadı. Ermenice, Yunanca ve Türkçe söyleyebildiğinden repertuvarı da geniş, müdavimlerinin isimlerini, en çok hangi şarkıyı  sevdiklerini bildiğinden ortamın nabzina göre şekeri verip milleti hop hop oynatmayı gayet iyi bildi.
Yaklaşık ikiyüz kayıtta çaldı, elli altısında söyledi ve nihayetinde 1963 yılında kalp krizinden vefat etti.


Dervisaki

Bu notlar Marko Melkon’un kızı Roza Hagopian-Mozian-Alemsharian’ın babasını anlattığı bir yazıdan kısaltılmıştır. Biraz arama yaparken bir de bu yazının Türkçe çevirisi olan ancak başlığın altında ‘Sevag Beşiktaşlıyan Marko Melkon’u yazdı’ diye belirtilen Agos’ta yayınlanmış bir yazıya rastladım. Ben bir şey demeyim, siz anlayın. İlgilenenler için makalenin linki burada.


BONUS
Yazı dizisinde bahsi geçen ortamların havasını biraz olsun solumak için, New York'ta çekilmiş 1961 yapımı Dark Odyssey filmine bir göz atalım. Buradaki mekan, işte bu anlatılan müzisyenlerin bir çoğunun da çaldığı Port Said isimli gece kulübüdür.

  

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 2. Bölüm

Yazı dizimizin bu bölümünde Rebetikonun ilk kayıtlarını yapan Amerika'ya göç etmiş müzisyenleri biraz daha yakından tanıyacağız. Mevzunun arkaplanının anlatıldığı birinci bölüm için buraya tıklayın.
Amerika’daki rebetiko müziğinin ilk plak kayıtları, 20.yy’ın başında gelen Yunan göçmen müzisyenler tarafından yapıldı. Uyanık davranan RCA Victor ve Columbia plak şirketleri parsayı kaptı ve birçok plak bu şirketlerin etiketiyle çıktı. İlk önce, popüler olan ve o zamana kadar ağızdan ağıza aktarılan şarkılar kaydedildi. Bu eserler rebetikoyu öncelediğinden, rebetikonun kökenleri buralarda bulunabilir. Anadolu müziğinin, yunan ada müziğinin, trakya havalarının ve bizans kilise müziğinin etkileri bu ilk dönem kayıtlarda mevcuttur. 1920’lerden itibaren Atina’da da şarkılar kaydedilmeye başlanınca, bu sefer aynı eserler Amerika’da başka müzisyenler tarafından kaydedildi.
O dönemde bestelenen eserlere bakıldığında ise gurbet ve özlem önemli bir yer tutar. Şarkılar, esas amaçları çalışıp, para biriktirip memleketine geri dönmek isteyen, ama dönemeyen, fukaralık içinde boğuşan Yunan göçmenlerinin ruh halini anlatır. Diyelim ve lafı uzatmadan, bestecilere, şarkıcılara ve eserlerine bakalım.

Yorgos Katsaros (Theologitis):  Hakkın rahmetine ancak 109 yıl sonra kavuşabilen Yorgos Theologitis, İbrahim Erkal’ın kabarık saçlısı olduğundan, Amerika’da ‘katsaros’ (kıvırcık) diye çağrılır olmuş. Amorgos adasından olduğundan dolayı, ilk bölümde bahsedilen Florida sahiline, sünger avcısı hemşerileriyle birlikte gitmiş. Rebetiko müziğinin ilk dönem önemli bestecilerinden olan Katsaros, gitardaki hakimiyeti, ustalığı ve kendine has tavrı ile bilinirdi.

Yorgos Katsaros - Elliniki Apolafsis

Meksikalı dansçı Rita Rio’ya abayı yakınca, Hollywood ortamlarına girdi. Charlie Chaplin, Rodolfo Valentino, Rita Hayworth, Humphrey Bogart, Clark Gable, Al Pacino gibileriyle dostluklar edindi ve onların önünde çaldı. Klasik gitarın en büyük virtüözü Andres Segovia, Katsaros’a hayran kaldı, Konserlerinde her zaman Katsaros’a ön sıradan davetiyeyi hazır etti ve ömürlerinin sonuna dek dost kaldılar.

Yorgos Katsaros - Pote Mavra Pote Aspra

Bunlardan başka 1942 yılında Başkan Roosvelt tarafından saraya davet edildiği de söyenir. Dinine bağlı bir Yunan olarak yaşadı, dünyanın neresinde Yunan varsa Kanada’ya, Bombay’a, Kahire’ye, Şili’ye gitti, onlara konserler verdi. Çok hayırlı adammış ki, onun inisiyatifi ile sadece Chicago’da 25 kilise yapılmış.
Marika Papagika: Rebetikanın divalarından, 1890 Kos doğumlu Marika Papagika, özellikle izmir tarzı eserleri, yunan halk türküleri ve amane denilen gazelleri ile bilinir. Ailesi Mısır’a, İskenderiye’ye taşınınca, müzik kariyerine orada, Yunanlıların çoğunlukla takıldığı yerlerde başladı. 

Marika Papagika - Gel gel

1915 yılında bu sefer Amerika’ya göç ettiler. Orada çimbalo çalan Kostas (Gus) Papagiakas’la tanıştı, evlendiler ve Rebetiko müziğinin merkezi olacak Marika’s isimli cafe amanı 1925’te açtılar. Marika Papagika ve eşi Kostas kendi mekanlarında çaldılar söylediler ve birçok rebetiko müzisyenini ağırladılar. Marika’s, sadece Yunanlıların değil, Ermenilerin, Türklerin, Yahudilerin Suriyelilerin, Bulgarların, yani aslında Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopup gelen her milletten insanın takıldığı bir yerdi. Bunun üzerine Marika Papagika 1923 yılında, gelen herkese hitap eden, az çok kulaklarının aşina olduğu Türkçe şarkı ve türkülerden oluşan bir albüm kaydetmiştir.

Marika Papagika’nın ilk kayda alınan şarkısı Smyrneiko Minore (İzmir tarzı minör).

Marika Papagika o dönemde Madam Koula ile birlikte en tanınan, sevilen ve plakları satılan şarkıcılarıydılar. Birbirlerinin kaydettiği şarkıları tekrar seslendirmiş ve ortak da çalışmışlardır. Fakat, Atina’dan Roza Eskenazi ve Rita Abacı gibi iki büyük ses çıkınca, ağırlıklarını kaybetmişlerdir. 

Kostas Bezos: Rebetiko’nun en gizemli figürlerinden, müzisyen, şarkıcı, aktör, gazeteci ve karikatürist olan Bezos, A. Kostis ya da K. Kostis isimleriyle de anılır. Bezos’un şarkıları, melodisi, sözleri ve havasıyla adamı doğrudan Pire’nin arka mahallelerine, esrar tekkelerine,cepçinin, hapishane kaçkınının, itin, uğursuzun harman olduğu yerlere götürür.

Kostas Bezos - Toumbeleki toumbeleki
Halk şarkılarını ya da satirik şarkıları Hawai stiliyle çalıp söylemesiyle ise rebetiko repertuvarında eşi yoktur. 1931-1936 yılları arasında Ta Aspra Poulia (Beyaz Kuşlar) isimli grubuyla şarkılar kaydettiler.


Kostas Bezos ve Hawaii Orkestrası - Pame sti Honolulu

Amerika'da Rebetiko Müziği serisi devam edecek.

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 1. Bölüm

20.yy’ın başında Yunanlıların Amerika’ya göçü ve Amerika’da gelişen Rebetiko müziğinden bahsedeceğim bu yazıda, Petros Tambouris’in hazırladığı dört CD ve kitapçıktan oluşan ‘To Rembetiko Tragoudi stin Ameriki: 1900-1940’ (Amerika’daki Rebetiko Şarkıları: 1900-1940)  isimli eseri esas aldım. Bundan başka özellikle Tony Klein’ın hazırladığı ‘Greek Rhapsody: Instrumental Music from Greece (1905-1956)’ isimli kayıtlar ve kitapçıktan, internetten bulduğum diğer arşiv belgelerinden, makalelerden ve fotoğraflardan yararlandım.

Üç bölüm olarak tasarladığım bu yazının ilk bölümünde 20. yy’ın başından itibaren Yunanlıların Amerika’ya göçünden, oradaki hayat mücadelelerinden ve rebetiko müziğinin bu göçmen Yunan cemaatinde nasıl kendine yer bulduğundan bahsedeceğim. İkinci ve üçüncü bölümler ise Amerika’daki rebetiko kayıtlarının örnekleri üzerinden şarkıcı ve bestecilerin hayatları hakkında olacak.  

Göçmen amca, göçmen amca. Ne var?
Gurbet acısı var mı? Var var
Zor hayat koşulları var mı? Var var
Ne duruyorsun? Ne yapayım?

Rebetiko yapsana vay vay rebetiko yapsana

Yunanlıların Küçük Asya Felaketi diye adlandırdıkları, yüzyıllardır yaşadıkları Anadolu topraklarından sürgün edilmelerinin ardından ve hatta ondan daha önce birçok Yunanlı, yanlarında müziklerini de götürerek Amerika’ya göç ettiler. Rebetiko her ne kadar İzmir ve Atina’da doğmuş ve gelişmişse de, eski ve yeni şarkıların kayıtlarının yapıldığı ve müziğin geliştiği asıl yer Amerika’dır. Rebetiko müziğinin ilk kayıtları 20.yy’ın başında çoktan Amerika’da yapılmaya başlanmıştı. Anadolu’dan Yunanistan’a sürgün giden,  hapishanelerde, esrar tekkelerinde ve özellikle Atina’nın limanı Pire’nin varoşlarında serpilen bir kent müziği olan rebetiko, bu sefer de Yunanistan’da durmakla kalmayıp, ta Amerikalara göç ediyor ve birçok şarkı ilk kez orada kaydediliyordu.
Zamanın popüler gemi taşımacılığı şirketi Patris'in bir kartpostalı
Amerika açmış, Yunanlıları bekliyor olmasa da, 20.yy’ın başından itibaren Yunanlılar için bir nevi taşı toprağı altın ülke olarak tasavvur ediliyordu. Sadece 1900-1920 yılları arasında Yunanistan nüfusunun yüzde sekizi, yani yaklaşık 400 bin kişi Amerikan rüyasını gerçekleştirmek üzere göç etti ve Amerikan kapitalizminin gelişmesinde sömürüye açık işgücü olarak varolma çabası verdi. Çalışmak amaçlı göç eden bu neslin bir kısmı, Balkan savaşları, 1. Dünya Savaşı ve nüfus mübadelesi sonrası dönecek yerleri kalmadığından mülteci durumuna düştü.
Ellis Adası'na varan Yunan göçmenler
Ellis Adası
Göçmenler büyük gemilerin güvertelerinde tıkış tıkış, bir kargodan farksız şekilde, 20-22 gün süren uzun yolculuklarla Amerika’ya, New York limanında bulunan Ellis Adası’na varıyorlardı. Ellis Adası 1892 yılında göçmen merkezi olarak tasarlanmıştı. O zamanlar göçmenler Atlantik Okyanusu’nu aşıp New York’a vardıklarında onları Özgürlük Heykeli karşılıyordu. Göçmenler burada kayıt altına alınıyor, daha sonra ülkeye girebiliyordu. 1892-1954 yılları arasında işleyen Ellis Adası göçmen merkezi üzerinden çoğunluğu İtalyan, Yunan, Sırp, Rus ve Polonyalı olmak üzere 12 milyon göçmen geçiş yaptı.
Sıkı incelemelerden sonra ülkeye giriş yapabilenler yanlarında getirdikleri zeytinyağı, kekik gibi hediyelerle, onları karşılayacak eş, dost, akrabalarını beklerken 
Yunanlıların ‘Kastigari’ (Kale bekçisi) dediği Ellis Adası’ndaki ana salonda göçmenlerin tetkikleri yapılır ve milliyetlerine göre ayrılırdı.
Ellis Adası'ndaki ana salon
göçmen bir papaz
Başka bir göçmen
Yine göçmen. Bursa'dan Yunanistan'a, oradan da Ohio'ya göç eden Yannis ve Sofia Demetriou, 1912 
Gelen göçmenlerin büyük çoğunluğu ya New York’ta kaldı ya da Chicago’ya gitti. Diğerleri ise daha çok New England’daki endüstri bölgesine, kuzeydeki Philadelphia, Cleveland, Detroit gibi büyük şehirlere dağıldı. 1920’de New York ve Chicago’daki Yunan nüfusu 50 binden fazlaydı.
Tarpon Springs'de sünger avcısı Yunanlılar
Meksika Körfezi ve Atlantik Okyanusu’na bakan, Florida eyaletinde bulunan Tarpon Springs halen daha Yunan nüfusunun en yoğun bulunduğu Amerikan şehridir. Özellikle Kalimnos, Simi ve Halki gibi 12 adalardan gelen Yunan göçmenler burada sünger avcılığı yaptılar. 1920’lerde şehrin nüfusunun yarısından fazlasını Yunanlılar oluşturuyordu.

Amerika’da bekledikleri hayat gemi şirketleri tarafından anlatıldığı gibi değildi. Birçoğu kafasında geri dönme düşüncesi olduğundan İngilizce öğrenmedi. Zaten vasıfsız olduklarından madenlerde, demiryollarında ya da fabrikalarda çalışıyorlardı. Bundan başka birçok Yunan seyyar satıcılık, manavcılık ve ayakkabı boyacılığı yaptı. Kadınlar ise çoğunlukla çalışmıyordu.  Az da olsa çalışanlar ise tekstil ve ayakkabı  fabrikalarındaydı. İlk zamanlarda sanayi şehirlerinde grev kırıcı olarak kullanıldılar. Tek amaçları çalışıp, para kazanıp memlekete yollamak olan göçmenler tek göz odada birçok kişi yaşayarak ayakta kalmaya çalıştılar. Ancak bu koşullar veremi ve diğer ağır hastalıkları da beraberinde getirdi.  Diğer milletlerden göçmenlerle yetimin yetime münasebeti gibi bir ilişki olduğundan, hayat hiç de kolay değildi.
New York'ta bir Yunan dükkanı
Yunanlı göçmenlerin Amerika’daki hayatları, dışlanmışlıkları, fukaralıkları ile bir göç müziği olan rebetikonun kesişmesi kaçınılmazdı. Dayanışma esasen yalnız başına çaresizlikten doğduğundan, ilk nesil göçmenler daha çok bir arada durmak zorundaydı. Yunan mahallesinde yaşayıp, yunan kahvesine giden demiryolcular, fabrika işçileri, madenciler, sendikacılar, işsizler buralarda kahvesini içer, kağıdını oynar, müziğini dinler, dans ederdi. Acısını, derdini ya da neşesini memleketinin şarkıları yoluyla ifade ederdi. Diyelim ve Amerika'da kaydedilmiş bu şarkılardan, onları söyleyenlerden ve bestecilerinden bahsetmeye sonraki bölümde devam edelim.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 6

6. bölümde rebetiko şarkılarının kayıtları hakkında tarihi bilgiler veriliyor. Petropoulos, kayıt şirketlerinin Atina'ya gelmesi ve Yunanistan dışında yapılan rebetiko kayıtlarından bahsettikten sonra rebetiko şarkılarının kökeni üzerinde varsayımlarda bulunuyor. 

Kısmen yeraltında dolaşımda olmasından ve fonograf ve gramofonun henüz olmamasından ötürü, görece ondokuzuncu yüzyıldan kalan çok az rebetiko şarkısı vardır. Gramofon kayıtlarının gelişi rebetiko şarkılarında patlamaya yol açtı. Fonograf, tekkelerin ve hapishanelerin gettolarındaki şarkıları ortaya çıkardı. Yirmibirinci yüzyılın erken döneminde, rebetikanın bestekarları ve mahalli güftekarların üretimi kesildi. İlk isim yapmış bestekarlar\güftekarlar kendi çevrelerinden gelmekteydi ve onlar rebetlerin geleneksel şarkılarına yeni biçimler verdiler (bir çok şarkı geniş kesimler tarafından bilinmiyordu). Sonrasında, kayıt etiketlerinde bu bahsi geçen bestekarların isimleri yazılmaya başlandı. Her nasılsa, daha sonra, rebetika zirvedeyken ve bestekarlar yeni şarkılar bestelerken, yeni bir döneme geçildi.

Bu dönem iki eğilimle tanımlanmaktaydı: bir tarafta, bestekarlar her şey, güftekarlar ise hiç bir şeydi (bestelerini bir ekmek parçasına satabiliyorlardu); diğer tarafta ise bestekarlar birbirleriyle acımasız bir savaşa girişmişlerdi. Bunun tek sonucu ise gramofon şirketlerinin karlarını artırması oldu. Sadece son yirmi yılda söz yazarları kayıt etiketlerine isimlerini yazdırmayı başarabildiler ve daha önemlisi yüzde elli telif hakkı alabildiler.


Giorgos Batis - 'İ Fonograficides' 

Gerçi sayıları beş haneli rakamları bulsa da, ne kadar rebetika şarkısı olduğu hakkında kesin bir fikre sahip değiliz. 1968’de rebetiko şarkıları antolojisini yayımladım. Sonra, 1979’da yaklaşık 1500 şarkı içeren ikinci büyük baskısını yayımladım. Ne yazık ki, şarkıların büyük bölümü hala yayımlanmadı.
Elias Petropoulos'un Rebetika Şarkıları kitabı
Yunan şarkılarını gösteren üç ana kayıt grubu vardır. Birincisi, 1897’den bu yana Birleşik Devletlerin çeşitli şehirlerinde yayınlanan Amerikan tipi kayıtlardı. İkinci olarak, yirminci yüzyılın erken döneminde rebetiko kayıtları esasen Londra ve Leipzig olmak üzere Avrupa’da da basılıyordu. 1930’dan önce, Londra ve Leipzig’de yayınlanan asıl kayıtlar, Atina’da daha ilkel koşullarda bulunabiliyordu. Daha sonra, yani bundan altmış sene önce, Atina’da ilk kayıt fabrikası kuruldu. Bu yüzden, Amerika, Avrupa ve Yunan kayıtları olmak üzere rebetiko şarkılarının farklı kayıtlarına sahibiz.

Banjo eşliğinde Amerika'da yapılmış erken dönem bir rebetiko kaydı,
"Dourou", Panayotis Tsoros, 1929

Son yıllarda, Birleşik Devletler Kongre Kütüphanesi’nden gelen yardım fonlarıyla, Amerikalı araştırmacılar, fonografın gelişinden bu yana Birleşik Devletler’de kaydedilen rebetiko şarkılarını derlemeye başladılar. Özellikle modern Yunan müziğiyle ilgili olan bu değerli kataloğun (hem birinci hem de ikinci basımlarının) hakkını vermeliyim. Doğal olarak, ilk Amerikan rebetiko kayıtları (1897’den 1906’ya) diskte değil silindirdeydi. Kısa zaman sonra (1912-14) Yunan şarkılarının Amerikan kayıtları doruk noktasına ulaştı. Bu Balkan Savaşları’nın doğrudan bir sonucuydu, zira Yunanistan ve ABD’deki Yunanlılar, kayıtları vatanseverlik duyguları kabararak alıyorlardı. Daha sonra, Avrupa stüdyolarının ticari karşı atağı başladı. BBC Yunan şarkılarının en iyi koleksiyonlarına sahip oldu. Ne yazık ki, 1967-70’deki Yunan direniş hareketi sırasında bu kayıtlar yağmalandı.
 4 CD ve kitapçığın olduğu, 1900-1940 yılları arasında Amerika'daki rebetiko kayıtlarının yer aldığı derleme
Sadece hala daha çözülmemiş olan rebetiko şarkılarının kökenleri üzerine spekülasyonda bulunabiliriz. Önerebileceğim en olası varsayım, ilk rebetiko şarkılarının mısralarının, halk türkülerinin nakaratları ve  kent müziğinin beyitlerinin (özellikle İzmir) biraraya gelmesiyle oluşabileceğidir. Kökenlerinin gizemi, beni hemen hemen hepsi son yirmi-otuz yıl içerisinde bu dünyadan çekip giden, son nesil rebetlerin hafızalarında kayıtlı olan eski orijinal rebetiko şarkılarını bulmaya itti. Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısının eski ve uzun süredir unutulmaya yüz tutmuş rebetika şarkıları murmurika tarzındaydı.Modern Yunan argosunda mourmouris (μουρμούρης) “rebetis” le eşanlamlı olarak kullanılıyordu. Türk kabadayılarının argosunda, kelimenin Yunancasının türediği, sessiz, tehditkar anlamlarına gelen, hemen hemen aynı kelime olan mırmırı buluruz. Mourmourika, en saf ve en güzel rebetiko şarkılarıdır.

Giannis Halkias ve Murmuriko Zeybekiko'su

7. bölümün linki burada

6 Kasım 2016 Pazar

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 1. Bölüm

20.yy’ın başında Yunanlıların Amerika’ya göçü ve Amerika’da gelişen Rebetiko müziğinden bahsedeceğim bu yazıda, Petros Tambouris’in hazırladığı dört CD ve kitapçıktan oluşan ‘To Rembetiko Tragoudi stin Ameriki: 1900-1940’ (Amerika’daki Rebetiko Şarkıları: 1900-1940)  isimli eseri esas aldım. Bundan başka özellikle Tony Klein’ın hazırladığı ‘Greek Rhapsody: Instrumental Music from Greece (1905-1956)’ isimli kayıtlar ve kitapçıktan, internetten bulduğum diğer arşiv belgelerinden, makalelerden ve fotoğraflardan yararlandım.

Üç bölüm olarak tasarladığım bu yazının ilk bölümünde 20. yy’ın başından itibaren Yunanlıların Amerika’ya göçünden, oradaki hayat mücadelelerinden ve rebetiko müziğinin bu göçmen Yunan cemaatinde nasıl kendine yer bulduğundan bahsedeceğim. İkinci ve üçüncü bölümler ise Amerika’daki rebetiko kayıtlarının örnekleri üzerinden şarkıcı ve bestecilerin hayatları hakkında olacak.  

Göçmen amca, göçmen amca. Ne var?
Gurbet acısı var mı? Var var
Zor hayat koşulları var mı? Var var
Ne duruyorsun? Ne yapayım?
Rebetiko yapsana vay vay rebetiko yapsana

Yunanlıların Küçük Asya Felaketi diye adlandırdıkları, yüzyıllardır yaşadıkları Anadolu topraklarından sürgün edilmelerinin ardından ve hatta ondan daha önce birçok Yunanlı, yanlarında müziklerini de götürerek Amerika’ya göç ettiler. Rebetiko her ne kadar İzmir ve Atina’da doğmuş ve gelişmişse de, eski ve yeni şarkıların kayıtlarının yapıldığı ve müziğin geliştiği asıl yer Amerika’dır. Rebetiko müziğinin ilk kayıtları 20.yy’ın başında çoktan Amerika’da yapılmaya başlanmıştı. Anadolu’dan Yunanistan’a sürgün giden,  hapishanelerde, esrar tekkelerinde ve özellikle Atina’nın limanı Pire’nin varoşlarında serpilen bir kent müziği olan rebetiko, bu sefer de Yunanistan’da durmakla kalmayıp, ta Amerikalara göç ediyor ve birçok şarkı ilk kez orada kaydediliyordu.
Zamanın popüler gemi taşımacılığı şirketi Patris'in bir kartpostalı
Amerika açmış, Yunanlıları bekliyor olmasa da, 20.yy’ın başından itibaren Yunanlılar için bir nevi taşı toprağı altın ülke olarak tasavvur ediliyordu. Sadece 1900-1920 yılları arasında Yunanistan nüfusunun yüzde sekizi, yani yaklaşık 400 bin kişi Amerikan rüyasını gerçekleştirmek üzere göç etti ve Amerikan kapitalizminin gelişmesinde sömürüye açık işgücü olarak varolma çabası verdi. Çalışmak amaçlı göç eden bu neslin bir kısmı, Balkan savaşları, 1. Dünya Savaşı ve nüfus mübadelesi sonrası dönecek yerleri kalmadığından mülteci durumuna düştü.
Ellis Adası'na varan Yunan göçmenler
Ellis Adası
Göçmenler büyük gemilerin güvertelerinde tıkış tıkış, bir kargodan farksız şekilde, 20-22 gün süren uzun yolculuklarla Amerika’ya, New York limanında bulunan Ellis Adası’na varıyorlardı. Ellis Adası 1892 yılında göçmen merkezi olarak tasarlanmıştı. O zamanlar göçmenler Atlantik Okyanusu’nu aşıp New York’a vardıklarında onları Özgürlük Heykeli karşılıyordu. Göçmenler burada kayıt altına alınıyor, daha sonra ülkeye girebiliyordu. 1892-1954 yılları arasında işleyen Ellis Adası göçmen merkezi üzerinden çoğunluğu İtalyan, Yunan, Sırp, Rus ve Polonyalı olmak üzere 12 milyon göçmen geçiş yaptı.
Sıkı incelemelerden sonra ülkeye giriş yapabilenler yanlarında getirdikleri zeytinyağı, kekik gibi hediyelerle, onları karşılayacak eş, dost, akrabalarını beklerken 
Yunanlıların ‘Kastigari’ (Kale bekçisi) dediği Ellis Adası’ndaki ana salonda göçmenlerin tetkikleri yapılır ve milliyetlerine göre ayrılırdı.
Ellis Adası'ndaki ana salon
göçmen bir papaz
Başka bir göçmen
Yine göçmen. Bursa'dan Yunanistan'a, oradan da Ohio'ya göç eden Yannis ve Sofia Demetriou, 1912 
Gelen göçmenlerin büyük çoğunluğu ya New York’ta kaldı ya da Chicago’ya gitti. Diğerleri ise daha çok New England’daki endüstri bölgesine, kuzeydeki Philadelphia, Cleveland, Detroit gibi büyük şehirlere dağıldı. 1920’de New York ve Chicago’daki Yunan nüfusu 50 binden fazlaydı.
Tarpon Springs'de sünger avcısı Yunanlılar
Meksika Körfezi ve Atlantik Okyanusu’na bakan, Florida eyaletinde bulunan Tarpon Springs halen daha Yunan nüfusunun en yoğun bulunduğu Amerikan şehridir. Özellikle Kalimnos, Simi ve Halki gibi 12 adalardan gelen Yunan göçmenler burada sünger avcılığı yaptılar. 1920’lerde şehrin nüfusunun yarısından fazlasını Yunanlılar oluşturuyordu.

Amerika’da bekledikleri hayat gemi şirketleri tarafından anlatıldığı gibi değildi. Birçoğu kafasında geri dönme düşüncesi olduğundan İngilizce öğrenmedi. Zaten vasıfsız olduklarından madenlerde, demiryollarında ya da fabrikalarda çalışıyorlardı. Bundan başka birçok Yunan seyyar satıcılık, manavcılık ve ayakkabı boyacılığı yaptı. Kadınlar ise çoğunlukla çalışmıyordu.  Az da olsa çalışanlar ise tekstil ve ayakkabı  fabrikalarındaydı. İlk zamanlarda sanayi şehirlerinde grev kırıcı olarak kullanıldılar. Tek amaçları çalışıp, para kazanıp memlekete yollamak olan göçmenler tek göz odada birçok kişi yaşayarak ayakta kalmaya çalıştılar. Ancak bu koşullar veremi ve diğer ağır hastalıkları da beraberinde getirdi.  Diğer milletlerden göçmenlerle yetimin yetime münasebeti gibi bir ilişki olduğundan, hayat hiç de kolay değildi.
New York'ta bir Yunan dükkanı
Yunanlı göçmenlerin Amerika’daki hayatları, dışlanmışlıkları, fukaralıkları ile bir göç müziği olan rebetikonun kesişmesi kaçınılmazdı. Dayanışma esasen yalnız başına çaresizlikten doğduğundan, ilk nesil göçmenler daha çok bir arada durmak zorundaydı. Yunan mahallesinde yaşayıp, yunan kahvesine giden demiryolcular, fabrika işçileri, madenciler, sendikacılar, işsizler buralarda kahvesini içer, kağıdını oynar, müziğini dinler, dans ederdi. Acısını, derdini ya da neşesini memleketinin şarkıları yoluyla ifade ederdi. Diyelim ve Amerika'da kaydedilmiş bu şarkılardan, onları söyleyenlerden ve bestecilerinden bahsetmeye sonraki bölümde devam edelim.