albayzin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albayzin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2016 Salı

Granada Gezi Rehberi: Genel Giriş


Sonradan Ek: Granada Gezi Rehberi'ne bir başladım, gaza geldim yazdıkça yazdım ve sonunda neredeyse bir kitap kalınlığında, detaylı bir Granada rehberi ortaya çıktı. Dört bölümden oluşan Elhamra Sarayı I, II, III, IV; Katedral ve çevresi yazısı; üç bölümden oluşan Albayzin bölgesi I, II, ve III; Çingene mahallesi Sacromonte; Lorca'nın yaşadığı ve takıldığı yerlerin izinde bir Granada turu; Granada'da para ödemeden yapılacak şeyler ve görülecek yerlerin anlatıldığı Granada Beleşçi Rehberi; Granada sokaklarını güzelleştiren grafiti sanatçısı El Nino de la Pintura'nın grafitilerinden örneklerin olduğu I ve II yazıları; tapas kültürü yazısı ve Granada'nın en iyi tapas barları I ve II; Granada mutfağından gazpacho tarifi ve boğa güreşlerinin anlatıldığı yazılar için linkleri tıklayınız.

Hadi yine iyisiniz, Granada’nın tarihini kültürünü, ıvırını zıvırını anlatıyorum diye eloğlundan bir miktar ücret alıyorum, ama bir güzellik yapıp, bloğumuzun okur ve ziyaretçilerine bu hizmeti bedava sunuyorum. Güncel bir göndermede bulunarak şöyle diyeyim. Allah kimseyi gözünü para hırsı bürümüş birisi yapmasın. Hele babasını katiyen!

Dillere destan güzellikte Elhamra Sarayı
Granada, islam medeniyetinin ulaştığı ve ulaşabileceği en yüksek noktalardan birini temsil etmesinden dolayı, hakikaten etkileyici bir şehir. Şimdi herhangi bir ekonomik ya da ticari önemi olmayan bir şehir olmasına rağmen, zamanında dünyanın kültür, sanat ve bilim bakımından en parlak yerlerinden biri olmuş. Sırf tarihi ve mimari yapıları değil, denize ve dağlara yakınlığı, yemesi içmesi ve sunduğu imkanlar bakımından kanımca İspanya’nın en gezilesi görülesi şehridir.

Elhamra Sarayı'ndan bir detay
Aslında anlatılacak o kadar çok şey, o kadar çok hikaye  var ki, işin içinden çıkamayacağımdan önce şöyle bir kabasını alayım, genel bilgiler vereyim, detayına diğer yazılarda ineriz diye düşündüm. 

Tarih: Kuzey Afrika’dan gelen müslümanlar, 711 yılında İber yarımadasına geçiyor ve 1492 yılında katolikler, müslümanların elindeki son şehir Granada’yı ele geçirene dek yedi yüzyıldan fazla bu topraklarda hüküm sürüyorlar. Özellikle Cordoba’nın 1236 yılında düşmesinin ardından, Granada, müslüman uygarlığının merkezi olmuş ve oradan yürümüş. Cordobalı zengin müslümanların katkılarının yanı sıra, şehrin ta Romalılar zamanından bu yana yerleşik Yahudi nüfusu da Granada’nın zenginleşmesine ve bilim teknoloji alanında ilerlemesine katkıda bulunmuş.

1613 yılına ait Granada planı
İklim: Granada’ya temmuz ve ağustos ayında gidilmez. Sıcaklar fena bunaltır, akşam ona kadar kapı, pencere, perde açılamaz ve durum böyle olduğundan da aklın yolu bir diyen Granadalılar dükkanları kapatır ve deniz kıyısındaki yazlık evlerine giderler. Onun dışında Ocak ve Şubat ayları genelde yağmurlu geçer. Gece ve gündüz arasında sıcaklık farkı çok fazladır. Gündüz tişörtle gezmek akşama palto giyilmeyecek anlamına gelmez.  Bunda en büyük sebep denize paralel uzanan Sierra Nevada dağlarıdır.

Tipik at nalı şeklinde kapı, ve duvarda Granada'nın güzelliğine atfen şu yazıyor: 'Granada'da kör olmak kadar insana acı veren bir şey yoktur'

Nasıl Varılır: Granada ulaşım imkanları bakımından çok kolay değildir. Türkiye’den gelecekler için İstanbul’dan Malaga’ya THY’nin direk uçuşları var o tercih edilebilir. Malaga’dan Granada’ya otobüs yaklaşık iki saat sürer. Ya da pegasusla Barcelona ya da Madrid’e gelinip oradan aktarma yapılabilir. Granada hızlı tren hattında değildir o yüzden otobüsle ulaşmak daha kolaydır.

bir carmenin kapısından
İnsanı: Yarın öbür gün Katalunya bağımsızlığını ilan edip İspanya’dan ayrılsa, herhalde tüm Endülüs bölgesinin de Kuzey Fas ismiyle Fas’a bağlanması gerekir. Huy bakımından insanları arasında pek fark yoktur. Ancak hristiyanlık müslümanlığa göre sosyal yaşamda daha az kişisel baskı (özellikle kadınlara yönelik) uyguladığından, insanlar daha rahat ve açıktır. Klişe diye söylemiyorum, hakikaten tanıdık tanımadık herkesle konuşmayı ve kendi hayat hikayelerini, komşuların çocuklarını filan anlatmayı çok severler. Bir  telesekreter insana baş ağrısı verebilir mi? Şunu istiyorsan bire, bunu istiyorsun ikiye basınız vs. der, öyle değil mi? Telesekreterde dahi konuşur konuşur konuşur... 

Albaicin'e yerleşen ressam Max Moreau'ya ait çingene kadın tablosundan
Folklor: Özellikle çingene nüfusun çok uzun yıllardır burada yerleşik olması, Flamenko müziğinin Granada’nın folkloru açısından önemli yer tutmasına sebep olmuş. Festivallere gelinecek olursa, dini tatil amaçlı suistimal etmekte hiç bir beis görmeyen Granadalılar neredeyse her aziz için bir bayram, şenlik uydurmuşlar. Ku Klux Klan kıyafetlilerin geçit töreni yaptığı, genelde Nisan ayı ortasında olan Semana Santa (Paskalya), genelde Haziran başı olan ve boğa güreşlerinin önemli bir parçasını oluşturduğu Corpus Christi festivali en önemli iki festivalidir.

bir El nino de las pinturas grafitisi, yazısı için  buraya

Semana Santa (Paskalya Bayramı)
Corpus festivalinde flamenko kıyafetleriyle anne ve kızı.

Yeme-içme: Daha evvel bir tapas adetleri yazısında belirtmiştim (buradan ulaşabilirsiniz), beleş tapası tüm İspanya’da meşhurdur. Turistik restoranlar haricinde yemesi içmesi ucuz ve güzeldir. Bol bulunduğundan ne var ne yok herşeylerine zeytinyağı sürerler.

tapas
Görülecek yerler: Granada’da tarihi ve kültürel öneme sahip belli başlı yapıları ya da mahalleleri üç başlık altında anlatacağım. Birincisi müslüman ve çingene mahalleleri Albayzin ve Sacromonte, ikincisi merkez katedral bölgesi, ve üçüncüsü de Elhamra sarayı.

Medrese (üniversite)'nin salonu
Çevresi: Granada iyi ama çevresi kötü diyemeyeceğim, çevresi de iyidir. Bir kere Alpujarras denilen dağlık alanda bir çok köy bulunmaktadır. Ciğerlere temiz hava çekmek için idealdir. Aynı gün içinde Sierra Nevada’da kayak yapıp, daha sonra sahil kasabalarının birinde denize girebilirsiniz. Bunların dışında Granada’ya uğramışken, vakit ve nakit yetiyorsa özellikle Cordoba ve Sevilla da ziyaret edilmelidir.


 Kabasını anlattık, bundan sonra Allah ne verdiyse artık detaylara gireceğim. Granada'yı görmek, ziyaret etmek isteyene altın bir rehber sunacağım. Şimdilik hoşçakalın.

Lorca'nın izinde Granada


Federico Garcia Lorca
Bu sefer konsept değişikliği yapayım, tarihi mekanları ya da nerede ne yenir muhabbetini bir kenara bırakıp tiyatro, şiir veya solculuktan en az birini sevenlerin gönlünü çelebilecek tarzda bir yazıyla karşınıza çıkayım. ‘Lorka lorka lorka lorka, Garsiiiya Loooorka/ Gönlüm eğlenmek istiyor, hanım oy Loooorka‘ türküsü eşliğinde sizlere bir Granada şehir turu yaptırayım. Böylece hem İspanya’nın en büyük şairlerinden, Cervantes’ten sonra eserleri başka bir dile en çok çevrilen İspanyol yazar olan Granada’nın çocuğu Federico Garcia Lorca’yı biraz anlatayım, hem de bu adam nerelerde yemiş, içmiş, yatmış, kalkmış onlardan kısaca bahsedeyim.
Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Festivali'nde Andres Vazquez de Sola'nın Lorca'lı ödül kazanan karikatürü, 1972
Lorca ailesi, 1912
Federico Garcia Lorca, 1898 yılında kodaman bir ailenin çocuğu olarak Granada’nın Fuente Vaqueros köyünde doğuyor. Küçük Fede daha sonra, ailesiyle birlikte 1909 yılında Granada’ya taşınıyor. Granada, Madrid, New York ve Buenos Aires maceralarından sonra, İspanya’da iç savaşın başlamasından üç gün önce Granada’ya geri dönüyor. Ama dönmez olsa daha iyi, zira Granada’ya döndükten sonra 1936 yılının bir Ağustos günü faşist Franco’nun güçlerince tutuklanarak Viznar ve Alfacar köyleri arasında bir tarafa götürülüp kurşuna diziliyor. Cesedi hala bulunabilmiş değil. Öldürülmesinin ardından Lorca’nın eserleri de önce Plaza del Carmen'de yakılıyor sonra İspanya’da 1953'e dek yasaklanıyor.
Plaza del Carmen. Meydanda kitap yakmak Granada'nın geleneğinde var, Lorca da nasibini almış

Lorca ailesinin Granada’da yaşadıkları evin binası yıkılmış, Acera del Darro 60 numarada bulunan binada Lorca’ya dair hiçbir iz yok. Zaten, diktatör Franco’nun ölümünün üzerinden neredeyse 40 yıl geçmesine rağmen, Franco döneminden kalma baskı ve korku tamamıyla geçmiş değil. Granada’da Lorca adına bir ize rastlamak hakikaten zor. Sadece Lorca’nın ailesinin yazları geçirdiği San Vicente bağı ve arazisi şimdi Lorca parkı olarak adlandırılmış o kadar. Bir de yeni açılan Federico Garcia Lorca Kültür Merkezi var. Uzun yıllardır Granada’yı yöneten sağcı partinin biraz Lorca alerjisi var.
San Vicente bağ evi
Lorca ailesi bağevlerinde
Lorca parkı, şimdinin şehir merkezine yürüme 15 dakika mesafesinde. Ama o zamanlar şehrin dışında kalan San Vicento bağında, Lorca yazları geçirip şiir ve tiyatro eserlerini yazıyor, İspanyol müziğinin babalarından Manuel Falla’dan piyano dersleri alıyor. Bağ evi şu anda müzeye dönüştürülmüş durumda. Park ise gözlemlediğim kadarıyla Granada’nın sıcağından bunalanlar için biraz ferahlama, ergenliğe yeni geçmiş olanlar içinse yiyişme imkanı sunuyor.

Lorca’nın ve Granada’nın diğer entelektüel takımından kim varsa artık, onların gözde mekanı ise Fuente de las Batallas’ın yanında bulunan eski adı Alameda, şimdiki adı ise Chikito olan bar restoran. Zamanında, gündüzleri Cervantes Tiyatrosu oyuncularının, boğa güreşçilerinin ve sanatçıların buluştuğu bu mekanda, akşamları ise kendilerine El Rinconcillo adını veren Granada’nın yazar çizer ahalisi toplanırmış. Lorca da on dört yıl boyunca buranın gediklilerinden olmuş.


Bir diğer buluşma mekanı ise Elhamra sarayına yakın, şimdi Angel Barrios Müzesi olan Polinario Tavernası. Gitarist Angel Barrios’un babasıyla birlikte şarap sunup, flamenkocuları çağırıp çalıp söyledikleri yıkık bir Arap hamamında Lorca birçok flamenkocuyla tanışmış. Daha sonrasında ise flamenkonun atası cante jondo unutulmasın diye Elhamra Sarayı’ndaki Patio de los Aljibes'de büyük bir yarışma tertipleyerek birçok müzisyeni bir araya getirmiş.  
Antonio Lopez Sancho'ya ait 1922'de düzenlenen Cante Jondo yarışmasını gösteren bir karikatür. Lorca da izleyiciler arasında
Yaramaz Federico da nereye kayboldu deseniz, onu genellikle yaşadıkları evin çevresinde, şimdinin alış veriş caddesi Calle Mesones civarında bulurdunuz. Şimdi Burger King olan eskinin Café Suizo‘su mesela Lorca’nın mahallede sıklıkla takıldığı bir cafeymiş. Üniversite zamanlarında alışveriş yaptığı kitapçı dükkanı, ilk kitaplarını bastırdığı matbaa ve ailesinin yakını olan Galvez Eczanesi de Calle Mesones üzerinde bulunuyor.
Calle Mesones'teki Galvez Eczanesi
Üniversiteyi güç bela bitirip başka bir alanda yıldızlaşma geleneğinin temsilcilerinden Lorca, önce beşeri bilimler okuyup sonra şansını hukukta deneyerek zar zor mezun olduğu dönemlerde çoktan şiirler ve tiyatro oyunları yazıyor bile. Lorca'nın yazdığı oyunlardan biri de Granada folklorunda yer etmiş, özgürlük için krala karşı çıkan Mariana Pineda ile ilgili. Lorca, Mariana Pineda oyununu şu an aynı isimli meydanın yanında bulunan Cervantes Tiyatrosu'nda sahnelemiş.

Mariana Pineda heykeli ve meydanı

Çingenelerle içli dışlı olan Lorca’nın, çok sevdiği, uğruna Çingene Baladları’nı yazdığı beyaz badana evleri ve dar sokaklarıyla Albayzin ve Sacromonte mahalleleri de o günkü gibi duruyor neredeyse. 
Beyaz badanalı Albayzin sokakları. San Bartolomeo meydanı. 
Bonus gelsin: Daha evvel Lorca’nın hayatı hakkında yazılmış çok güzel bir çizgi roman çevirmiştim. İlgilenenler onunla ilgili yazıya şu linkten bakabilirler. Lorca çizgi romanı en alttaki madde!

Santa Ana Meydanı'ndaki Lorca heykeli, Madrid