tapas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tapas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2020 Pazar

Tapas Nedir, Ne değildir?: Granada’da Tapas


Tapas meze gibi bir şeydir, ama bir meze değildir. Ama komşunun tavuğu komşuya kaz görünürmüş derler. O yüzden ben de bu yazıda sizlere dillere destan, lafı edilince akan sular duran, kitaplara filmlere konu olan, İspanyolların içkinin yanında atıştırmalık yaptığı tapasın ne menem bir şey olduğundan biraz bahsedeyim.


bebe kalamar chipirones

Tapas, bütün İspanya’da yaygındır, ama Granada’da içkinin yanına her yeni içki servisiyle birlikte beleş gelir. Fırından ekmek alırsın, poşete fındık lahmacun büyüklüğünde kaya tuzlu ekmek atarlar; meyve sebze alırsın, bir bağ maydanozu çantaya iliştirirler; dvd kiralarsın, dvdlerin arasına fıstık, cips serpiştirirler; kızını alırsın bu sefer de anasıyla teyzesi yanında bonus gelir. Bu yüzden Granadalıların içkinin yanına beleş tapas getirmesine şaşmamak gerek.

Paella
Tapas barlar gündüzleri kahvaltıcı işi görür. Gerçi kahvaltı dediysem öyle serpme Van sofraları, çeşit çeşit malzeme beklemeyin. Kahvaltı alt tarafı, domates rendeli kızarmış ekmek, kruvasan ve sandöviç çeşitleri, churro denilen, bişi(lokma ) yapma mantığıyla yağda kızartılmış uzun ince hamurişi, kahve ve taze sıkılmış portakal suyundan ibarettir. Güneş vurmaya başlayınca, artık alkolün ve tapasın vakti gelmiş demektir. Genelde öğleden sonra beşe kadar açık kalır, sonra akşam sekiz gibi tekrar açılır.

Kahvaltı
Tapas barlarda, maalesef, masa donatmak gibi bir adet yoktur. Zaten genelde ayakta yenilir ve içilir. Daha geleneksel  barlarda tapas seçme diye bir şey yoktur, bahtınıza ne çıkarsa onu yersiniz. Bu yerlerde, tapaslar primera (birinci), segunda (ikinci), tercera (üçüncü) vs. gibi sıra ismiyle anılır ve tüm müşterilere sırasına göre aynı tapas ikram edilir. İkram işini abartan barlarda ise, önce tapasın tapası diyeceğim, ön atıştırmalık ve hesabı ödedikten sonra tatlı niyetine bir dilim kek yahut pasta gelir. Bir ufak uyarı yapmadan geçmeyeyim. Garsona ya da barmene ‘Usta bizim tapas vardı, noldu?’, ‘Tapas geliyordu değil mi?’ gibi sorular sormayın, sülalesine sövseniz umursamayacak adam, bu tarz laflara gelemez, asabileşir. 
Tipik bir tapas bar 
Bira, boyutuna göre farklı isimlerle adlandırılır. En küçüğüne caña denir, -aman yanlışlıkla coño demeyin, o başka bişey demek- bu da yaklaşık 20cl’ye tekabül eder ve su bardağında gelir. Bundan başka 30cl’liğe tubo, daha içenine rastlamadığım 50’lik en büyük boyutuna ise harra denir. Laf arasında belirteyim, Granada’nın en iyi birası Alhambra markasının yeşil şişeli 1925 birasıdır. Tapasın yanında, biradan başka çoğunlukla, ev yapımı da bulunan, şarap ya da vermut içilir. Sangria ise sanırım bizim için turistin aldığı elma çayı gibi bir şey oluyor. Yani, aslında içeni yok ama efsanesi yürüyor.

Jamon sarayı
Tapaslar ise çeşit çeşittir. Kalamar, ahtapot, köpek balığı, salyangoz ve salamura balık çeşitleri gibi deniz ürünlerinden tut, kurutulmuş domuz butu jamon, sırtı lomo, dana biftek gibi et ürünlerine ve bir çeşit bakla olan habas, şeker pekmezinde patlıcan kızartması berenjenas con miel ve aslında Cordoba’ya ait olan salmorejo gibi sebze ağırlıklı mezeler içkinin yanında servis edilir.


Alioli soslu biftek
Gelelim en can alıcı soruya. Evet tapasla karın doyar. Ekstradan yemek söylemenin pek gereği yoktur. Zaten yemekler de  ucuz değildir. Örneğin menüde 15 euro civarı tutabilecek bir kayık tabak ahtapot, kalamar, eğer üç dört kişiyseniz önünüze tapas olarak gelir.

Migas
Granada’da yapılabilecek güzel aktivitelerden biri de o tapas senin bu tapas benim bar bar dolaşmaktır. Gitmeden görmeden bir fikriniz olsun diye yazdım. Şimdiden afiyet olsun.

Köpekbalığı cazone

8 Kasım 2016 Salı

Granada Gezi Rehberi: Genel Giriş


Sonradan Ek: Granada Gezi Rehberi'ne bir başladım, gaza geldim yazdıkça yazdım ve sonunda neredeyse bir kitap kalınlığında, detaylı bir Granada rehberi ortaya çıktı. Dört bölümden oluşan Elhamra Sarayı I, II, III, IV; Katedral ve çevresi yazısı; üç bölümden oluşan Albayzin bölgesi I, II, ve III; Çingene mahallesi Sacromonte; Lorca'nın yaşadığı ve takıldığı yerlerin izinde bir Granada turu; Granada'da para ödemeden yapılacak şeyler ve görülecek yerlerin anlatıldığı Granada Beleşçi Rehberi; Granada sokaklarını güzelleştiren grafiti sanatçısı El Nino de la Pintura'nın grafitilerinden örneklerin olduğu I ve II yazıları; tapas kültürü yazısı ve Granada'nın en iyi tapas barları I ve II; Granada mutfağından gazpacho tarifi ve boğa güreşlerinin anlatıldığı yazılar için linkleri tıklayınız.

Hadi yine iyisiniz, Granada’nın tarihini kültürünü, ıvırını zıvırını anlatıyorum diye eloğlundan bir miktar ücret alıyorum, ama bir güzellik yapıp, bloğumuzun okur ve ziyaretçilerine bu hizmeti bedava sunuyorum. Güncel bir göndermede bulunarak şöyle diyeyim. Allah kimseyi gözünü para hırsı bürümüş birisi yapmasın. Hele babasını katiyen!

Dillere destan güzellikte Elhamra Sarayı
Granada, islam medeniyetinin ulaştığı ve ulaşabileceği en yüksek noktalardan birini temsil etmesinden dolayı, hakikaten etkileyici bir şehir. Şimdi herhangi bir ekonomik ya da ticari önemi olmayan bir şehir olmasına rağmen, zamanında dünyanın kültür, sanat ve bilim bakımından en parlak yerlerinden biri olmuş. Sırf tarihi ve mimari yapıları değil, denize ve dağlara yakınlığı, yemesi içmesi ve sunduğu imkanlar bakımından kanımca İspanya’nın en gezilesi görülesi şehridir.

Elhamra Sarayı'ndan bir detay
Aslında anlatılacak o kadar çok şey, o kadar çok hikaye  var ki, işin içinden çıkamayacağımdan önce şöyle bir kabasını alayım, genel bilgiler vereyim, detayına diğer yazılarda ineriz diye düşündüm. 

Tarih: Kuzey Afrika’dan gelen müslümanlar, 711 yılında İber yarımadasına geçiyor ve 1492 yılında katolikler, müslümanların elindeki son şehir Granada’yı ele geçirene dek yedi yüzyıldan fazla bu topraklarda hüküm sürüyorlar. Özellikle Cordoba’nın 1236 yılında düşmesinin ardından, Granada, müslüman uygarlığının merkezi olmuş ve oradan yürümüş. Cordobalı zengin müslümanların katkılarının yanı sıra, şehrin ta Romalılar zamanından bu yana yerleşik Yahudi nüfusu da Granada’nın zenginleşmesine ve bilim teknoloji alanında ilerlemesine katkıda bulunmuş.

1613 yılına ait Granada planı
İklim: Granada’ya temmuz ve ağustos ayında gidilmez. Sıcaklar fena bunaltır, akşam ona kadar kapı, pencere, perde açılamaz ve durum böyle olduğundan da aklın yolu bir diyen Granadalılar dükkanları kapatır ve deniz kıyısındaki yazlık evlerine giderler. Onun dışında Ocak ve Şubat ayları genelde yağmurlu geçer. Gece ve gündüz arasında sıcaklık farkı çok fazladır. Gündüz tişörtle gezmek akşama palto giyilmeyecek anlamına gelmez.  Bunda en büyük sebep denize paralel uzanan Sierra Nevada dağlarıdır.

Tipik at nalı şeklinde kapı, ve duvarda Granada'nın güzelliğine atfen şu yazıyor: 'Granada'da kör olmak kadar insana acı veren bir şey yoktur'

Nasıl Varılır: Granada ulaşım imkanları bakımından çok kolay değildir. Türkiye’den gelecekler için İstanbul’dan Malaga’ya THY’nin direk uçuşları var o tercih edilebilir. Malaga’dan Granada’ya otobüs yaklaşık iki saat sürer. Ya da pegasusla Barcelona ya da Madrid’e gelinip oradan aktarma yapılabilir. Granada hızlı tren hattında değildir o yüzden otobüsle ulaşmak daha kolaydır.

bir carmenin kapısından
İnsanı: Yarın öbür gün Katalunya bağımsızlığını ilan edip İspanya’dan ayrılsa, herhalde tüm Endülüs bölgesinin de Kuzey Fas ismiyle Fas’a bağlanması gerekir. Huy bakımından insanları arasında pek fark yoktur. Ancak hristiyanlık müslümanlığa göre sosyal yaşamda daha az kişisel baskı (özellikle kadınlara yönelik) uyguladığından, insanlar daha rahat ve açıktır. Klişe diye söylemiyorum, hakikaten tanıdık tanımadık herkesle konuşmayı ve kendi hayat hikayelerini, komşuların çocuklarını filan anlatmayı çok severler. Bir  telesekreter insana baş ağrısı verebilir mi? Şunu istiyorsan bire, bunu istiyorsun ikiye basınız vs. der, öyle değil mi? Telesekreterde dahi konuşur konuşur konuşur... 

Albaicin'e yerleşen ressam Max Moreau'ya ait çingene kadın tablosundan
Folklor: Özellikle çingene nüfusun çok uzun yıllardır burada yerleşik olması, Flamenko müziğinin Granada’nın folkloru açısından önemli yer tutmasına sebep olmuş. Festivallere gelinecek olursa, dini tatil amaçlı suistimal etmekte hiç bir beis görmeyen Granadalılar neredeyse her aziz için bir bayram, şenlik uydurmuşlar. Ku Klux Klan kıyafetlilerin geçit töreni yaptığı, genelde Nisan ayı ortasında olan Semana Santa (Paskalya), genelde Haziran başı olan ve boğa güreşlerinin önemli bir parçasını oluşturduğu Corpus Christi festivali en önemli iki festivalidir.

bir El nino de las pinturas grafitisi, yazısı için  buraya

Semana Santa (Paskalya Bayramı)
Corpus festivalinde flamenko kıyafetleriyle anne ve kızı.

Yeme-içme: Daha evvel bir tapas adetleri yazısında belirtmiştim (buradan ulaşabilirsiniz), beleş tapası tüm İspanya’da meşhurdur. Turistik restoranlar haricinde yemesi içmesi ucuz ve güzeldir. Bol bulunduğundan ne var ne yok herşeylerine zeytinyağı sürerler.

tapas
Görülecek yerler: Granada’da tarihi ve kültürel öneme sahip belli başlı yapıları ya da mahalleleri üç başlık altında anlatacağım. Birincisi müslüman ve çingene mahalleleri Albayzin ve Sacromonte, ikincisi merkez katedral bölgesi, ve üçüncüsü de Elhamra sarayı.

Medrese (üniversite)'nin salonu
Çevresi: Granada iyi ama çevresi kötü diyemeyeceğim, çevresi de iyidir. Bir kere Alpujarras denilen dağlık alanda bir çok köy bulunmaktadır. Ciğerlere temiz hava çekmek için idealdir. Aynı gün içinde Sierra Nevada’da kayak yapıp, daha sonra sahil kasabalarının birinde denize girebilirsiniz. Bunların dışında Granada’ya uğramışken, vakit ve nakit yetiyorsa özellikle Cordoba ve Sevilla da ziyaret edilmelidir.


 Kabasını anlattık, bundan sonra Allah ne verdiyse artık detaylara gireceğim. Granada'yı görmek, ziyaret etmek isteyene altın bir rehber sunacağım. Şimdilik hoşçakalın.