roza eskenazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roza eskenazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2019 Çarşamba

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 8

8. Bölümde rebetiko şarkılarının konu ve içerikleri hakkında bilgiler yer alıyor. 

Her ne kadar rebetiko şarkılarını yirmi kategoriye ayırmam açıklayıcı olsa da, bu şarkıların üzerine bir kaç laf daha etmem daha iyi olacaktır.


Esrarkeş Yanni

Gönül ilişkileri ve ayrılık üzerine yapılan şarkılar aşktan bahseder. Bize kadar gelen rebetika şarkılarının hemen hemen yarısı bu iki kategori içindedir. Diğer grup ise, yeraltı dünyası, esrar, hapishane, taverna ve kavgalarla ilgilidir. Keder, yakınma ve melankoli üzerine şarkılar protest olarak da adlandırılabilir, ancak rebetin protestosu sessizdir- belirsiz ve yönsüzdür. Rebetler asla toplumun kurumlarına saldırmak gibi bir maceraya girişmediler, onların saldırganlığı sadece polis üzerineydi.


Yorgos Katsaros söylüyor, Verem oldum anne 

Yoksulluk ve iş üzerine şarkılar da birçok ortaklık gösterir. Buna karşın, işle ilgili çok az şarkı vardır. Hastalıkla ilgili şarkıların hepsinde zamanında binlercesini ölüme götüren bu musibet verem hastalığına atıf vardır. Bu yüzden veremle ilgili şarkılar sonrasında bizi Kharon ve Hades’le ilgili şarkılara götürür. Kharon’un ölüleri taşıyıp yeraltı dünyasına, Hades’e götürdüğü imgeler vardır. Çağdaş Yunanlılar, hristiyanlığın bütün  terbiyesine rağmen cennet veya cehennem konusunda bağnaz inançlı değillerdir. Ve halk türkülerinde, sadece Hades’e yer vardır.


Hades'deki beş Yunanlıyı anlatan Pende Ellines ston Adi şarkısı 

Belirgin biçimde bir çok şarkıda anne figürü yer alır, oysa şarkıların hiç birinde babaya yer yoktur. Psikanalitik klişelerden sakınacağım ve sadece rebetlerin anneye yönelik tek taraflı saplantının açıklamasını bilmediğimi söylemekle yetineceğim. Ne zaman ki şarkıcı bir şarkıda annesi ve sevgilisinden aynı anda bahsetse, öncelik kesinlikle hep annenindir. 

Sıla şarkıları Yunan diasporasının geniş içeriğinden ortaya çıkan kederlerini anlatır.“Hayallerle ilgili ve egzotik şarkılarda tam manasıyla haremler, paşalar, hamamlar, odalıklar, Mısırlı deve kızlar, Tunuslu Araplar, Hintli prensler, İstanbul’un pazarları ve bunun gibilerin geçiti vardır. Bir şarkıda Monte Carlo’daki bir gazinonun açılışı, diğerinde ise (hiç sahil şeridi olmayan) Paraguay’daki bir plajdan bahsedilir.


Paraguay sahillerinde bekliyorum


Stellakis Perpiniadis Fas'tan bir prenses isterim diyor.

Ufak dertler üzerine şarkılar kişisel olaylardan bahseder (örneğin, birinin tespihini kaybetmesi üzerine). Gündelik hayat üzerine şarkılar bir çok küçük, mahalli olaylardan bahseder (örneğin, çocukların sokaktaki bir sarhoşa eziyet etmeleri). Diğerleri, Selanik, Pire gibi farklı farklı şehirleri över. Az sayıda şarkı da savaş ve askerlik üzerinedir. Son olarak, rebetlerin leventialarını (λεβεντιά, erkeksi özellikleri) öven bir çok şarkı da vardır.


Güzel Selanik

Şarkı sözleri, rebetikanın içeriğinin üç temel öğesinden sadece birisidir. Diğerleri ise, müzik ve danstır. Son yıllarda müzikle ilgili olarak çok sınırlı sayıda çalışma yapılageldi, ama onlar da çoğunlukla Atina’nın tanınmış milliyetçileri tarafından yazılmış yapay ve ırkçı eğilimli çalışmalardı. Rebetiko müziği hala Béla Bartók’unu bekliyor. Rebetiko müziğinin mısra düzenleriyle ilgili henüz daha tek bir çalışma dahi yapılmadı. Neyse ki, Stathis Gauntlett kendi kitabında [15] rebetiko şarkılarındaki ozanlıktan geniş ölçüde bahsetti. Bir diğer araştırmacı, Yunan asıllı Amerikalı Ted Petrides (1980’lerde vefat etti) rebetlerin temel dansları üzerine bize özlü bir eser bıraktı[16].


Stratos Pagioumtzis Seni doğuran anaya kurban 

Rebetiko şiirlerinin ölçüsü oldukça basitti. Bir çok şarkı geleneksel ikiye bölünmüş onbeş-heceli mısra düzenine göre yazıldı. Rebetiko şarkısının bir kıtası kafiyeli, onbeş heceli iki mısradan oluşur. Bu yüzden rebetiko şarkılarının beyit düzenleri hakkında pek bilgili olmayan araştırmacı ve gazeteciler,  şarkıları dört dize olarak görürler. Doğal olarak, farklı mısra düzenlerine sahip rebetiko şarkıları da vardı (sekiz heceli, oniki heceli vs.) ancak bunların hepsi kafiyeliydi. Kafiyesi olmayan sadece bir şarkı biliyorum, o da zaten bir sahte-rebetiko şarkısı.

Rebetiko şarkıları, halk türkülerinin biçimlerine, adaların aşk şarkılarının beyit düzenlerine, Yannina’nın mısra düzenlerine ve İzmir’in halk şarkılarına bir çok şey borçludur. Ondokuzuncu yüzyılın eski murmurikası daldan dala atlayan, bitmeyen dizelere sahip, hikayesiz ve nakaratsızdı (nakarat ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa canzonetta·sı sayesinde rebetikoya girdi). Birbirinin ardı sıra rebetler tarafından kısık sesle söyleniyordu. Ne zaman rebetler esrar içmek için bir araya gelse, tekkelerde veya hapishanelerde söyleniyordu. Sessizce ve müziğin ezgisine kendilerini ayarlayarak herkes birer beyit söylerdi (her kim o sırada sözleri hatırlarsa). Bu yüzden, murmurika sıklıkla bir gerçeküstü tablo ya da yama izlenimi veriyordu. Diğer tarafta ise, meşhur bestekar-ozanların döneminin İzmir rebetikosunda anlatılan bir senaryo ve  hikaye vardı. Aynı zamanda, rebetiko üç veya dört dizeli, sıklıkla nakaratlı sabit bir şiirsel biçim aldı. Bunun sebebi ise, 78 rpm’lik kayıtların yaptığı devrimdi. Bu devrimle şarkıların süresi üç dakika yirmi saniye ile sınırlandırılıyor ve murmurikanın sınırsız uzunluğuna bir sınır konuluyordu.



15] Stathis Gauntlett, Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris. A Contribution to the Definition of the Term  and Genre (Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris: Kavramın ve Janrın Tanımına Katkı) ve   Rebetiko tragoudi through Detailed Analysis of its Verses and the Evolution of its Performance (Dizelerinin Ayrıntılı Analizi Yoluyla Rebetiko Şarkıları ve İcrasının Geçirdiği Evrim), Denise Harvey, Athens 1985. 
[16] Ted Petrides, Greek Dances: Thirteen Dances of Mainland Greece, the Islands and Crete (Yunan Dansları:Yunan Anakarası, Adalar ve Girit’in On Üç Dansı), Bosphorus Books, Atina, 1994.

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 4

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının tefrika edilmesinin dördüncü bölümünde, rebetlerin esrarla alakaları, giyim kuşamları ve çevrelerindeki farklı tip ve karakterdeki insanlar konu ediliyor.

Esrar: Teorik olarak, müslümanlar dinen yasak olduğu için şarap içmezler. Ancak Kuran’ın bir açıklamasının olmadığı rakıyı içerler. Bu daha sonra rebetlere de geçen aşkı, kabadayıların rakı aşkını açıklar. Ayrıca esrar önemli bir rol oynar. Esrar toplumsallaşmayı, arkadaşlığı, baştan çıkarıcılığı ve şehveti sağlayan son derece eski, doğal\bitkisel bir halüsinojeniktir. Esrar bağımlılık yapmaz ve her zaman çok ucuzdur. Esrar tekkelerinde asla kavga olmaz çünkü esrar içiciler kavga peşinde koşmazlar. Çok uzun bir zamandır kriminologlar ve toksikologlar tarafından affedilmeyecek bir şekilde yapay bir varsayımla uyuşturucalar arasında gösterilse de esrar uyuşturucu değildir. Nihayet, bilge akademisyenlerin fikirleri devam etti ve esrar Birleşik Devletler’in uyuşturucu listesine girdi. Geçen sene, Amsterdam’daki özel olarak işletilen Esrar Müzesi’ne gittim. Osmanlı İmparatorluğu döneminde böyle bir müze inşa etmenin gereği yoktu çünkü esrar kolaylıkla dolaşımdaydı. Osmanlı kadısı ve jandarması, bugünkü hakim ve polislerden daha bilgeydi.
Petropoulos'un 'Kutsal Esrar' kitabından tekli, çiftli, üçlü ve dörtlü sigaraların nerelerden yapıştırılması ve yırtılmasını gösteren çizimler 
Görünen o ki, antik çağda insanlar esrar içmek hakkında bir şey bilmiyorlardı, çünkü basitçe o dönemde henüz çubuğu (pipo) keşfetmemişlerdi. En azından, Heredot[13]’un bir dizesinden bunu öğreniyoruz. Bugün gençler, Anadolu’da yaşayanlardan öğrendikleri biçimde sigara biçiminde esrar içmektedirler. Kullanışlı bir biçimde esrar içmenin yolu olan esrarlı sigarayı kabadayılar ve rebetler bulmuşlardı. Rebetika şarkıları nadiren esrarlı sigaraya atıfta bulunur, ancak nargile (αργιλές) bir çok şarkıda onurlandırılır. Nargile ile esrar içmek gerçekten kutsal bir ritüeldir. Suyun bir filtre görevi görmesi sayesinde, esrar içmek oldukça hafiftir. Bazıları ise nargileyi sütle tercih ederler.


Stellakis Perpinadis'in 'Nargilenin sesi' şarkısı. Bizde ise Yeni Türkü'den 'Yedikule' olarak bilinen şarkı. 
Nargile içme seslerinin duyulduğu baştaki diyalogda şunları diyorlar:
-Selamlar arkadaşım Stellaki!
-Sana da selamlar Vangelim
-Bu elinde tuttuğun nedir?
-Nargile
-Nargile mi?
-Ya ne tutmamı isterdin, bir okyanus gemisi mi?
-Ama arkadaşım kuzum Stellaki, ne zaman seni arasam, hep elinde bir nargileyle buluyorum!
-Ah arkadaşım Vango, haklısın. Ama ne derdim ızdırabım olduğunu bilseydin, bana haksızlık etmezdin. Dinle kardeşim Vango, bana teselli ver.

Kuçavosun daha önce verilen şematik betimlenmesi gerçeğe dayansa da tamamıyla gerçek değildir. Gündelik hayatta, rebetler değişen vasıfların mozaiğini temsil ederler. Farklı dönemlerden, toplumsal tabakalardan, ırklardan ve toplumsal kastlardan öğeler bir araya getlir. Sonuç olarak, herhangi bir verili zamanda bu öğeler farklı yollarla bir araya gelebilir, sabit bir miktarları da yoktur.

Daha önce de bahsedildiği gibi, 1890’ların rebetleri, burjuvazinin silindir şapkasının, yoksulların bez kasketlerinin ve çiftçilerin saman şapkasının aksine, republika denilen bir şapka takmaktaydı. İlk başta rebetler burjuva gibi giyinmekteydi fakat daha sonra kasaba kıyafetine doğru değişimle burjuvazi beyefendisinin karikatürü görünümünü aldı. Benzer bir şekilde, diyebiliriz ki Chicago gangsterlerinin görünüşleri de 1930’ların burjuva kıyafetinin kötü bir taklidiydi.
Chicago 1930lar, gardaş derler kankaya
Hemen hemen aynı zamanlarda, rebetler sivri bez bir kasket olan trayaska (τραγιάσκα) geleneğini oluşturdu. O yıllar, Berlin, Paris ve Roma’da büyük politik konferansların yapıldığı, bütün saygı duyulan insanların borsalino ya da kanotiye, proleterlerin de bez şapka taktıkları yıllardı. O günlerde, toplumsal farklar şapkadan başlıyordu. Rebetlerin neden şehirli şapkasını terk ettiklerini asla bilemeyeceğiz. Sırası gelmişken rebetler şehirli şapkasına gereken saygıyı göstermemişlerdi. Rebetlerin giyim zevki şiddetliydi ve şiddetle uygulanırdı.

Markos Vamvakaris'in trayaska şapka takan ve manga gibi davranan bir kadını anlattığı şarkı.

Rebetlerin erotik davranışları da aynı şekilde zoraki ve çelişkiliydi. Rebetiko şarkılarında, erkek çoğunlukla yosma ve zalim olarak gördüğü kadına dilenir. Ve rebet hala, (kadınlar karşısındaki mazoşizmine rağmen) maçoydu. Bir kadınla asla kol kola yürümez çünkü resmi olarak tüm kadınları hor görür. Rebetler kadınlar için kaput (psolothikara, ψωλοθήήκαρα) kelimesini atfederdi. Takıldıkları yerler taverna, kahvehane, iskambil oynanan yerler ve tekkelerdi. Kadınların ve erkek aşıklarının bu yanına varılamaz tekkelere giriş hakları yoktu. Lakin, iki istisna vardı: her ikisi de her an rebetlerin etrafında olan poustomangas ve rebetissalar.

Poustomangalar belli gruplara kabul edilen (örneğin yankesiciler), erkeksi davranışları olan  pasif eşcinsellerdi. Poustomangalar polise ihbar etmezdi. Poustomangalar bıçak taşırdı. Poustomangalar hapishaneyi kontrol altında tutarlardı. Bu sebeplerden dolayı hem rebetler arasında hem de yeraltı dünyasında kabul görürlerdi. Bugün poustomangalar artık yoklar. En son hatırladıklarım kırk yıl öncesindeydi.


Rebetiko müziğinin büyük rebetisalarından Roza Eskenazi şanına yakışırcasına 'Neden kokain içiyorum?' şarkısını söylüyor.

Oysa rebetiseler hala var ancak artık bir zamanların gururlu kadınları değiller. Rebetissa figürü ile hayat kadını karıştırılmamalıdır. Rebetissa, o zamanlarda Yunanistan’ın gördüğü en özgür kadınlardı. Erotik arzularını istediği erkekle paylaşabilir ve ayrıca lezbiyen ilişkilere de girebilirdi. Rebetissa esrar içerdi ve harika bir dansçıydı. Ayrıca, vücudunu ve itibarını nasıl koruyacağını da bilirdi.

5. bölümün linki burada

[13] Anlaşılan, Trakyalı eski kabileler esrar koyup bir arada dumanını içlerine çekmek için ısıtılmış taşlar kullanıyorlardı.

BONUS: Roza Eskenazi'nin hayatının anlatıldığı 'My sweet canary' belgeselinin fragmanı

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 3

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının korsan çevirisinin tefrika halinde yayınlanmasına kaldığımız yerden devam ediyoruz.  Bu bölümde  Rebetiko argosu ve cinsel ilişkiler konu ediliyor.

Argo: Rebetlerin argosu modern Yunanca’nın gramer, sözdizimi (sentaks) ve kelime dağarcığına dayanır. Bunun yanında da Venediklilerin ve Türklerin katkısı büyüktür. Bunun açıklaması gayet basittir: Venedikliler 1204’teki İstanbul’un yağmalanmasına kadar (4. Haçlı Seferi) Ege’deki ticareti elinde bulunduruyordu daha sonra da 1453’te Osmanlı’nın İstanbul’u fethetmesiyle tüm bölge 1. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Osmanlı egemenliğinde kaldı. Bunların yanı sıra, Akdeniz’in denizcilik terminolojisi her zaman için Venediklilerin hakimiyetindeydi ve rebetler her zaman denizcilerle yakın ilişkiler içinde oldular. Modern Yunan argosu aynı zamanda Arapça ve Arnavutça kelimeler de barındırır ancak Slav kökenli kelimeler tamamiyle unutulmuştur.
E. Petropoulos'un dünyada örneği olmayan eşçinsel ve travesti argosu kitabı 'Kaliarda'nın kapağı.
Modern Yunan argosunun farklı seviyeleri vardır: ağır, uzman bir kelime dağarcığından başlar, gündelik popüler dille sonlanır. Aynı zamanda, farklı kastlar tarafından (mahpuslar, uyuşturucu kullanıcıları, askerler vs.) üretilen bir çok paralel mikro-argo vardır. Konuşma şekline bakıldığında, rebetlerin hususi argosu modern Yunan diyalektinin en güzelidir. Rebetler bir çok kelimeye sesli harfler ve heceler ekleyerek yavaşça ve vurgulu bir biçimde konuşurlar. Ancak burada ilginç bir hadise vardır: Rebetler aşiretin hiyerarşik yapısı içinde yükseldikçe, argoyu bırakma eğilimi gösterir. Çeribaşı asla argo söz söylemez. Zaman zaman genç mahpuslar ters-argo· konuşurlar.


1920 ve 30larda revülerde oynayan komedi aktörü Petros Kyriakos, Rebetiko argosundan örnekler verdiği 'Manga'nın Sözlüğü''nü söylüyor. 

Modern Yunan argosunun tatmin edici bir sözlüğü henüz yoktur zira akademisyenlerimiz bu tip şeylere zaman harcamaya tenezzül etmemektedir. Ancak, sözlük hazırlayanlar için şu aşikardır: Modern Yunan argosu için önemli olan kelime dağarcığı değil sözdizimidir. Ayrıca el hareketleri de önemli yer tutmaktadır, çünkü işaret dilinin kullanımı sadece sağır ve dilsiz ya da Trappist keşişlerle·sınırlı değildir. El hareketleri rebetler arasında vurgulama, cümleyi renklendirme ve söylenen sözü doldurma amacıyla kullanılırdı. Doğal olarak, gizli işaretler gibi, her biri kendi şifreli anlamına sahip ortak bir işaret dili vardı.

Cinsel İlişkiler: Rebetler yadsınamaz biçimde şehvetli ve cilvebazdı. Bize kadar gelen rebetika şarkılarının yarısı aşkla ilgilidir. Ne var ki, erotizm tamamıyla yoktur. Doğrudan doğruya cinsel içerikli olan üç veya dört rebetika şarkısı bulabildim. Bunlardan birinde “Bızırının deliğine bakmak istedim” dizesinde halka ait (demotik) bir şarkı olduğunu  sezebiliriz. Bir başkası, hapishanedeki eşcinsel aşka gönderme yapmakta; üçüncüsü ise alegoriktir. (Bir kadının “lulu” köpeğinden bahsetmektedir, yani cinsel organlarından). O dönemde bir sansür olmadığı halde, rebetikanın erotik duyarlılığının bu ahlaki kamuflajının sebebini bilmemekteyiz.


Roza Eskenazi 'Ginome antras' isimli şarkıda kabadayı gibi davranan bir kadınla sevgilisi başka bir kadının ilişkisinden bahsediyor.

Rebetlerin aşk hayatı iki kutupludur: Kadınlar ve genç erkekler. Geleneksel anlamda, rebetin cinsel adetleri radikaldir. Öncelikle, evlilikten nefret eder ve serbest aşkı tercih ederdi. Rebetlerin dünyasında, zina ne bir suç (ceza kanununda olduğu gibi) ne de günahtı. Ne zaman  bir çift birlikte yuva kurmak istese, bunu ne bir papaza ne de sicil memuruna danışarak yapardı. Kalıcı resmi olmayan bu birlikteliğe kapatma adı verilirdi. Hem kelimenin kendisi hem de ilişkinin doğası İstanbul kabadayılarına aitti. Osmanlı bağlamında, kapatma kurumu çokeşlilikle beraber varoldu. Rebetlerin ya da kabadayıların kapatma hadisesinde ise, kendimizi monogaminin alanında buluruz.    

 
Tokat doğumlu meşhur İstanbul kabadayılarından Şık Manol ve kapatması Rus Hanny

Yunanın ecdadı
Rebetler ayrıca eşcinsel ilişkileri hoş görürlerdi.  Bu antik döneme kadar giden bir gelenekti. Kuzey Avrupa, Akdeniz’in geleneksel eşcinselliğini anlamamıza yarayacak herhangi bir imaj ya da pratikten yoksundur. Onüçüncü yüzyılın büyük İranlı şairi Sadi bir keresinde nasıl genç bir adama aşık olduğunu anlatır. Ancak aşığı onu reddeder. Sadi aşık olduğu ile livata yaptığı arasında keskin bir ayrım yapar. Rebetler kadın görünüşlü erkeklere tiksintiyle bakar. Genç bir erkekle cinsel ilişkide bulunduklarında dahi, delikanlı tüm dişil rolüne rağmen erkekliğini korur.
Ecdat dön baba dönelim oynarken
Her çeribaşının evinde bir karısı ve tekkesinde bir oğlanı vardır. Türkçe bir kelime olan oğlan delikanlı, hizmetçi ya da livata yapılan anlamlarına gelmektedir. Almanca Uhlan da aynı kökten gelmektedir. Oğlanlar sıklıkla kanlı kavgaların kıskançlıkların sebebidir. Çeribaşı oğlanını kollar. Ona iş bulur, bir ev alır, evlenecek güzel bir kız bulmasını sağlar, çocuklarını vaftiz eder vs. Hapishanede, çeribaşının sultanası, diğer bir deyişle güzel delikanlısı varken, küçük rebetler de bazen diğer mahpuslarla (dişi kuş da denilen kotes, kότες) geçici ilişkilerde bulunur. “İyi Hırsızın El Kitabı”[12] isimli kitabımın bir bölümünü Yunan hapishanelerindeki günümüz eşcinsel ilişkilerle ilgili sorulara ayırdım.
Tarihimizden bir yaprak: Livatacı ve sırasını bekleyenler
Rebetler kadınlarla cinsel ilişkilerinde daha çok livatacalığı tercih ederdi. Livata geleneği bugün hala Yunanistan’da devam etmektedir. Yasaklanmış meyveden tatmayan pek az kadın vardır. Livatacı aşk (bir kadınla ya da bir delikanlıyla) kuvvetli dozda şefkat ve yüksek bir tekniği gerektirir. Yunanlılar (Türkler, Araplar ve İtalyanlar gibi) bu yeteneklere sahiptir. Livatacılık orta Avrupa’da olduğu gibi  nihai barbarlık değildir. Akılcılık, doğunun ruhuna girmekte çok kötü bir yoldur. Bu neden katolik ayinlerinde kullanılan ekmeğin tatsız undan yapıldığını, en çok aranılan Budist tılsımın ise Dalai Lama’nın kutsal dışkısından yapıldığını açıklar.

4. bölümün linki burada

· Ters-argo (back-slang) herhangi bir kelimeyi tersten yazmak veya okumak anlamına gelmektedir. Ör: bıçak-kaçıb gibi. (ç.n.)
· Katolik olan Trappist keşişlerin konuşmayı bile meneden çok sıkı kuralları vardır. (ç.n.)

[12] Εγχειρίδον τού Καλού Κλέφτη (İyi Hırsızın El Kitabı), Digamma, Atina, 1979; Yenibasımı Nefeli, Atina, 1979