esrar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
esrar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2019 Çarşamba

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 7

7. bölümde solun rebetikoya bakışından kısaca bahsedildikten sonra rebetiko şarkıları sınıflandırılıyor. 

Bazı araştırmacılar rebetiko şarkılarındaki esas fikri keşfetmeyi kendilerine iş edindiler. Faranın ne bir ideali ne de ideolojisi vardı. Rebetler, hayatlarını kendi bildikleri şekilde yaşadılar ve bu konu üzerine söylenecek tek şey de budur. Rebetiko şarkıları, çelişkilerle dolu rebetik hayat tarzının panoramasını ortaya seriyordu. Yaşadıkları dönemin toplumsal modelleriyle, duydukları hoşnutsuzluğu ifade ettiler. Rebetler devrimci de olamazlardı: Çöküşe girdiklerinde, alçakça sağ siyasetin neferleri oldular.
Yunan Komünist Partisi (KKE)'nin yayın organı Elefteri Ellada (Özgür Yunanistan) gazetesinden
1947’de Yunan Komünist Partisi’nin resmi gazetesi rebetiko şarkılarının doğası üzerine ilk tartışmayı başlattı. Marksist gerici zümresi, lümpen proleterlerin ve esrarkeşlerin bu “ahlaksız” şarkılarını ayıplamak için bir araya geldi. Rebetiko her ne kadar modern Yunan halk şarkılarının sadece bir türü olsa da, bugün hala Marksistler rebetikayı popüler (laika) şarkılar olarak görürler. İşçi sınıfı (ve daha sonra burjuvazi) rebetikayı ödünç almakta ve kullanmakta hiç bir tereddüt göstermedi. Atina entelijansiyası rebetikayı Yunan halkından ancak yarım yüzyıl sonra keşfedebildi.

Halk şarkılarının herhangi bir resmi sınıflandırması mecburen bir nebze tahrifata uğramak zorundadır. Profesör N. Politis’in (oldukça Alman tarzı) yöntemini takip ederek, rebetika şarkılarını içeriklerine göre yirmi kategoriye bölmeye mecbur kaldım. Halk şarkılarını sınıflandırmanın bir çok yolu mümkündür: müzik, ozanlık, dansın kökenleri, coğrafi menşei gibi. Benim kılavuzum ise şarkıların metin-içerikleri oldu. Bu yüzden, önerdiğim sınıflandırma, daha çok yazınsal ve okurlarıma daha rahat erişilebilir olma avantajını beraberinde getiriyor. Orijinal kitabımda, rebetikayı aşağıdaki başlıklara göre sınıflandırdım:

  1. Aşk şarkıları
  2. Ayrılık şarkıları
  3. Melankolik ve ağlamaklı şarkılar; sitem şarkıları
  4. Yeraltı dünyası şarkıları
  5. Esrarkeş şarkıları
  6. Hapishane şarkıları
  7. Yoksulluk hakkında şarkılar
  8. İş ve işçi sınıfı hakkında şarkılar
  9. Hastalık ve verem hakkında şarkılar
  10. Kharon ve Hades hakkında şarkılar
  11. Anneler hakkında şarkılar
  12. Sürgün ve sıla şarkıları
  13. Hayaller hakkında şarkılar; oryantalist şarkılar; egzotik şarkılar
  14. Taverna şarkıları
  15. Ufak dertlenmeler üzerine şarkılar
  16. Yergili şarkılar; hayat hakkında tavsiye veren şarkılar; şiddet ve ceza içeren şarkılar
  17. Hayatı tasvir eden şarkılar
  18. Farklı şehirleri ve yaşayanlarını öven şarkılar
  19. Ordu hayatı ve savaş şarkıları
  20. Bazı kişiler için bestelenmiş şarkılar
Tekrar ediyorum, yukarıdaki sınıflandırma bir uzlaşımdan ibaret olarak ele alınmalıdır. Bazı kategoriler birbiriyle iç içe geçebelir. Bir çok şarkı da içeriklerinin iki ya da daha fazla kategoriye girmesinden dolayı farklı başlıklarla da sınıflandırılabilir.

Rebetika şarkılarının dizeleri basit bir stille, epeyce yüzeysel bir argoyla yazılırdı. Rebetiko şarkılarını irdelemek için tam bir argo bilgisi kaçınılmazdır. Yunanistan’da, resmi folklor çalışmaları rebetiko ve argoyu küçümseyen üniversite akademisyenlerinin yetki alanındadır. Rebetikanın kilit müzisyenleri öleli çok zaman geçti. Bu nadide insanların deneyimlerini kaydetmek  bizim için artık çok geç.

Balkan ülkelerindeki (Osmanlı İmparatorluğu’nun eski eyaletleri) toplumsal tabunun baskısı da rebetika araştırmalarına ket vuran bir diğer faktördür. Yunanistan’da bugün Türkiye hakkında konuşmak kabul edilemezdir. Ve günümüzde hiç bir araştırmacı Balkan halklarının müziklerinin taşıyıcısı olan çingenelerin rolüne yeterli ilgiyi göstermemektedir. Yunanistan’da kimse Rosa Eskenazi ve Stella Haskil gibi rebetika şarkıcılarının Yahudi, pek sevilen Marika Ninou’nun ise yüzde yüz Ermeni olduğundan habersizdir. Modern Yunanlılar, onlara çok bilinen bir rebetiko şarkısındaki Bochorisin Yahudi olduğunu söylediğinizde bunu bilmek istemezler.


1929'da New York'ta kaydedilmiş Bochoris şarkısını Marika Papagika söylüyor. Şarkı İzmir'de meydana gelen Bohor isimli bir Yahudi'nin gaspedilmesini ve muhtemelen öldürülmesini anlatıyor.



8. bölümün linki burada

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 5

Beşinci bölümde rebetlerin görünüşü, hapishane ortamı ve çeribaşıları hakkında bilgiler veriliyor.
***

Kimse bir rebeti ata binerken ya da bir şemsiye taşırken göremezdi. Asla palto giymezdi. Fakat, özellikle İstanbul ve Selanik’te hava çok soğuk olduğunda, rebetler omuzlarına basit bir örtü atarlardı. Asla bir rebeti yağmurlukla veya kısa çizmeyle görmedim. Ancak, sıklıkla onları arka tarafı çiğnenmiş ya da kesilmiş ve terlik gibi giyilen kaçaryalarıyla gördüm.  
halk arasında pezevenk ayakkabısı, cemiyet hayatında ise cuban heel denilen arkasına basılmış yumurta topuk ayakkabı
Bir rebetin yüzünün en önemli unsuru bıyığıdır. Bıyıksız bir rebet, kuyruksuz bir kedi gibidir, tahayyül dahi edilemez. 1960’larda bir rebetiko şarkıcısı bıyıklarını kestiğinde bu neredeyse bir skandala yol açmıştı. Bıyığın şekli ve rengi ve beraberinde getirdiği sembolik jestler kişinin karakterini büyük ölçüde belli eder. Rebetler için bıyık bu kadar önemli olduğundan (aslında Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki her halk için), bu konu üzerine kısa bir monografi[14] yazmak zorunda kaldım.
adamın kanını içer gibi ama bu bıyıkla çorba içemez
Bıyık, rebetin otoritesinin temelini oluşturur. Fara (aile ya da kardeşlik, bazen de muhit diye çevrilir) kişinin objektif otoritesine ve iktidarına saygı gösterir. Çeribaşının objektif iktidarındaki dalgalanma (sahip olduğu para miktarı, ekonomik denetiminde bulunan alan, onun için çalışan rebetlerin sayısı, otoritesinin geçerli olduğu alan), hayatın sıradan bir gerçeği, fizyolojik bir gerçeklik olarak görülür. Ne var ki, benzeri iniş çıkışlar kişisel otoritesi için feci olur. Büyüyen bir kişisel otorite tutarlıdır; azalan kişisel otorite ise hayati tehlike içerir. Gerçekten gücü olmayan ancak otoritesi olan küçük rebetler değerli insanlar olarak görülür ve fara tarafından, hakimler gibi, anlaşmazlıklarda hakemlik yapmaları ve tavsiyelerde bulunmaları için kullanılır.

Her hapishanenin bazen iki tane olmak üzere mutlaka bir çeribaşı vardır. Her hapishanede, objektif iktidarı olmayan ancak bilge addedilen mangalar vardır. Çeribaşı değil ancak barbas olan, otuz yılını hapiste geçrmiş olan birine de hürmet gösterilir.

Umudumuz Şaban (1979) filmi hapishane sahnesi

Çeribaşı otoritesinin dengesini sürdürdüğü müddetçe rolünü korur. Otorite çok hassas dengeler üzerinedir. Kof iktidarı olan ancak otoritesi olmayan çeribaşı hayvan olarak görülür. Otoritesine leke gelmemesi için, çeribaşı genellikle stekisinde (hücre) belli bir mesafede oturur. Hapishanede, neredeyse asla hücresinden avluya çıkmaz, diğerlerini tehdit etmez, asla küfretmez, argo konuşmaz, asla koşmaz, kahkahayla gülmez ancak gülümser, yorumda bulunmaz, kendisini veciz ve muğlak ifadelerle anlatır, cömert ve açık fikirlidir, bir şey beklemeden zayıflara yardım eder, aşırılıktan kaçar ve çekişmeleri kışkırtmaz. Ancak bunların yanı sıra, düşmanları karşısında pes etmez. İdeal çeribaşı ne adaletsiz veya hırslıdır, ne de kaba ve saldırgan.
Pozantı'da yaşananlar

Çeribaşının otoritesi çeşitli şekillerde hasara uğrar: bazen düşmanları ona darbe indirmek için umumi yerde ona sıradan bir oğlan yollar, başka bir zaman beş altı genç adamın saldırısına uğrar, ceza olarak ırzına geçilir, sırası gelmişken aslında bu durum dünyadaki tüm mahpuslar için geçerlidir.

Rebetlerin onlara ihanet edenleri nasıl cezalandırdığından da bahsetmeliyim. Önce karşısındakinin yüzüne doğru atılır, ani bir atakla sol yanağına kesik atar. Yüzündeki bu yara ispiyoncuyla sonsuza dek kalacaktır ve bu da faranın kaçınması gereken bir adam olduğuna işaret eder. Muhtemelen, rebetler bu geleneği Camorra’dan· aldılar. Tarihte bazıları-örneğin Alman ordu subayları ya da öğrenciler- yaralarıyla gurur duyarlar, ancak bu durum rebetler için ihanetin göstergesidir.

Nikos Mathesis'in çizdiği bir tekke ortamı

İşte bu gizemli insanlar, rebetler, rebetiko şarkılarını yaptılar. Rebetiko şarkılarının toprağı, filizlendiği yerler hapishane ve tekkelerdi. Türkçede tekke, dervişlerin bir araya geldiği yer anlamına gelmektedir, ancak aynı zamanda Türk argosunda esrar içilen, küçük kahvehane ya da ev anlamına da gelmektedir. Tekke (τεκές) kelimesi Yunan argosuna aynı metaforik anlamını koruyarak girmiştir.

6. bölümün linki burada


[14] Ο Μύστταξ (Bıyık), Nefeli, Atina, 1990

· Camorra, Napoli’de ortaya çıkmış bir mafya örgütüdür. (ç.n.)

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 4

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının tefrika edilmesinin dördüncü bölümünde, rebetlerin esrarla alakaları, giyim kuşamları ve çevrelerindeki farklı tip ve karakterdeki insanlar konu ediliyor.

Esrar: Teorik olarak, müslümanlar dinen yasak olduğu için şarap içmezler. Ancak Kuran’ın bir açıklamasının olmadığı rakıyı içerler. Bu daha sonra rebetlere de geçen aşkı, kabadayıların rakı aşkını açıklar. Ayrıca esrar önemli bir rol oynar. Esrar toplumsallaşmayı, arkadaşlığı, baştan çıkarıcılığı ve şehveti sağlayan son derece eski, doğal\bitkisel bir halüsinojeniktir. Esrar bağımlılık yapmaz ve her zaman çok ucuzdur. Esrar tekkelerinde asla kavga olmaz çünkü esrar içiciler kavga peşinde koşmazlar. Çok uzun bir zamandır kriminologlar ve toksikologlar tarafından affedilmeyecek bir şekilde yapay bir varsayımla uyuşturucalar arasında gösterilse de esrar uyuşturucu değildir. Nihayet, bilge akademisyenlerin fikirleri devam etti ve esrar Birleşik Devletler’in uyuşturucu listesine girdi. Geçen sene, Amsterdam’daki özel olarak işletilen Esrar Müzesi’ne gittim. Osmanlı İmparatorluğu döneminde böyle bir müze inşa etmenin gereği yoktu çünkü esrar kolaylıkla dolaşımdaydı. Osmanlı kadısı ve jandarması, bugünkü hakim ve polislerden daha bilgeydi.
Petropoulos'un 'Kutsal Esrar' kitabından tekli, çiftli, üçlü ve dörtlü sigaraların nerelerden yapıştırılması ve yırtılmasını gösteren çizimler 
Görünen o ki, antik çağda insanlar esrar içmek hakkında bir şey bilmiyorlardı, çünkü basitçe o dönemde henüz çubuğu (pipo) keşfetmemişlerdi. En azından, Heredot[13]’un bir dizesinden bunu öğreniyoruz. Bugün gençler, Anadolu’da yaşayanlardan öğrendikleri biçimde sigara biçiminde esrar içmektedirler. Kullanışlı bir biçimde esrar içmenin yolu olan esrarlı sigarayı kabadayılar ve rebetler bulmuşlardı. Rebetika şarkıları nadiren esrarlı sigaraya atıfta bulunur, ancak nargile (αργιλές) bir çok şarkıda onurlandırılır. Nargile ile esrar içmek gerçekten kutsal bir ritüeldir. Suyun bir filtre görevi görmesi sayesinde, esrar içmek oldukça hafiftir. Bazıları ise nargileyi sütle tercih ederler.


Stellakis Perpinadis'in 'Nargilenin sesi' şarkısı. Bizde ise Yeni Türkü'den 'Yedikule' olarak bilinen şarkı. 
Nargile içme seslerinin duyulduğu baştaki diyalogda şunları diyorlar:
-Selamlar arkadaşım Stellaki!
-Sana da selamlar Vangelim
-Bu elinde tuttuğun nedir?
-Nargile
-Nargile mi?
-Ya ne tutmamı isterdin, bir okyanus gemisi mi?
-Ama arkadaşım kuzum Stellaki, ne zaman seni arasam, hep elinde bir nargileyle buluyorum!
-Ah arkadaşım Vango, haklısın. Ama ne derdim ızdırabım olduğunu bilseydin, bana haksızlık etmezdin. Dinle kardeşim Vango, bana teselli ver.

Kuçavosun daha önce verilen şematik betimlenmesi gerçeğe dayansa da tamamıyla gerçek değildir. Gündelik hayatta, rebetler değişen vasıfların mozaiğini temsil ederler. Farklı dönemlerden, toplumsal tabakalardan, ırklardan ve toplumsal kastlardan öğeler bir araya getlir. Sonuç olarak, herhangi bir verili zamanda bu öğeler farklı yollarla bir araya gelebilir, sabit bir miktarları da yoktur.

Daha önce de bahsedildiği gibi, 1890’ların rebetleri, burjuvazinin silindir şapkasının, yoksulların bez kasketlerinin ve çiftçilerin saman şapkasının aksine, republika denilen bir şapka takmaktaydı. İlk başta rebetler burjuva gibi giyinmekteydi fakat daha sonra kasaba kıyafetine doğru değişimle burjuvazi beyefendisinin karikatürü görünümünü aldı. Benzer bir şekilde, diyebiliriz ki Chicago gangsterlerinin görünüşleri de 1930’ların burjuva kıyafetinin kötü bir taklidiydi.
Chicago 1930lar, gardaş derler kankaya
Hemen hemen aynı zamanlarda, rebetler sivri bez bir kasket olan trayaska (τραγιάσκα) geleneğini oluşturdu. O yıllar, Berlin, Paris ve Roma’da büyük politik konferansların yapıldığı, bütün saygı duyulan insanların borsalino ya da kanotiye, proleterlerin de bez şapka taktıkları yıllardı. O günlerde, toplumsal farklar şapkadan başlıyordu. Rebetlerin neden şehirli şapkasını terk ettiklerini asla bilemeyeceğiz. Sırası gelmişken rebetler şehirli şapkasına gereken saygıyı göstermemişlerdi. Rebetlerin giyim zevki şiddetliydi ve şiddetle uygulanırdı.

Markos Vamvakaris'in trayaska şapka takan ve manga gibi davranan bir kadını anlattığı şarkı.

Rebetlerin erotik davranışları da aynı şekilde zoraki ve çelişkiliydi. Rebetiko şarkılarında, erkek çoğunlukla yosma ve zalim olarak gördüğü kadına dilenir. Ve rebet hala, (kadınlar karşısındaki mazoşizmine rağmen) maçoydu. Bir kadınla asla kol kola yürümez çünkü resmi olarak tüm kadınları hor görür. Rebetler kadınlar için kaput (psolothikara, ψωλοθήήκαρα) kelimesini atfederdi. Takıldıkları yerler taverna, kahvehane, iskambil oynanan yerler ve tekkelerdi. Kadınların ve erkek aşıklarının bu yanına varılamaz tekkelere giriş hakları yoktu. Lakin, iki istisna vardı: her ikisi de her an rebetlerin etrafında olan poustomangas ve rebetissalar.

Poustomangalar belli gruplara kabul edilen (örneğin yankesiciler), erkeksi davranışları olan  pasif eşcinsellerdi. Poustomangalar polise ihbar etmezdi. Poustomangalar bıçak taşırdı. Poustomangalar hapishaneyi kontrol altında tutarlardı. Bu sebeplerden dolayı hem rebetler arasında hem de yeraltı dünyasında kabul görürlerdi. Bugün poustomangalar artık yoklar. En son hatırladıklarım kırk yıl öncesindeydi.


Rebetiko müziğinin büyük rebetisalarından Roza Eskenazi şanına yakışırcasına 'Neden kokain içiyorum?' şarkısını söylüyor.

Oysa rebetiseler hala var ancak artık bir zamanların gururlu kadınları değiller. Rebetissa figürü ile hayat kadını karıştırılmamalıdır. Rebetissa, o zamanlarda Yunanistan’ın gördüğü en özgür kadınlardı. Erotik arzularını istediği erkekle paylaşabilir ve ayrıca lezbiyen ilişkilere de girebilirdi. Rebetissa esrar içerdi ve harika bir dansçıydı. Ayrıca, vücudunu ve itibarını nasıl koruyacağını da bilirdi.

5. bölümün linki burada

[13] Anlaşılan, Trakyalı eski kabileler esrar koyup bir arada dumanını içlerine çekmek için ısıtılmış taşlar kullanıyorlardı.

BONUS: Roza Eskenazi'nin hayatının anlatıldığı 'My sweet canary' belgeselinin fragmanı