buzuki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buzuki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2021 Pazartesi

Bir Türk san’atkarın icat ettiği saz - Buzüş

 Bu yazıda buzuki ile cümbüşün kırması diye tabir edeceğim yeni bir enstrüman olan buzüşü tanıtacağım. Ne zamandır aklımda böyle bir enstrüman fikri vardı, Unkapanı’ndaki Zeynel Abidin Cümbüş dükkanındakiler ilgi göstermeyince, ben de kendi başımın çaresine baktım.



Esasında yaptığım işin adına tam icat denmese de, ben de Milliyet gazetesinin 15 Şubat 1931 tarihli baskısına çok imrendiğimden, ona atıfta bulunarak yukarıdaki başlığı koydum. 


Nereden çıktı bu zamazingo? sorusuna söyle cevap vereyim. Uzun zamandır rebetiko müziği ile ilgileniyordum.  Aynı zamanda cümbüşün de sesini pek sevdiğimden, acaba cümbüşü bir şekilde rebetikonun içine nasıl katarım diye düşünerek böyle bir işe giriştim. Esasında buzuki, sazın ‘bozuk’ sesli olmasından ötürü bu isimle anılmış. Cümbüş de bana biraz udun ‘bozuk’ sesli hali gibi gelirdi. Bu yüzden rebetiko müziğinin havasına iyi gideceğini düşündüm.
Buzüş detay
Madem yazacağız o zaman bari şunun altını doldurmak lazım. Enstrüman hem Türk hem Yunan işi olduğundan bir çokkültürlülük derim, halkların kardeşliğinden dem vururum, sentez derim, meyhaneci yorgo, komşu tasula diyerek nostalji yapıp duygularınıza oynarım. Ama bunlara lüzum yok. Olay basit, iki sevdiğim enstrümanı bir araya nasıl getiririm diye düşündüm bu ortaya çıktı.

Zeynel Abidin'in bir başka icadı 'Kibar'
Esasında cümbüşün kendisi de az çok bu mantıkla ortaya çıkmış bir enstrüman. Mucidi Zeynel Abidin Bey, zamanın rüzgarına kendini kaptırmış, müzikte batılılaşma furyasının olduğu cumhuriyetin  ilk yıllarında coşgun, ahenk vs gibi enstrümanlar icat etmiş. Ama voliyi boyun kısmının değiştirilip alaturka ya da alafranga müzik çalınabildiği cümbüşle vurmuş. Geleneksel bir enstrüman olmadığından ve ucuza mal edildiğinden, belli bir coğrafyaya ya da gruba mensup olmamış, eline her alan kendi tarzına uydurmuş. Bu sebeple Trakya’da klarnet ve darbukanın yanına eklenmiş, İstanbul’da meyhanelerin;  Urfa, Adıyaman’da sıra gecelerinin yıldızı olmuş. Aram Tigran, Ara Dinkciyan ve Yervant Bostancı gibi aslen udi olan Ermeni müzisyenler de cümbüşü sıklıkla kullanmış.
Mari ye kafanı, mari ye beynini
Ağzında sigarasıyla cümbüşçü red kit bayram
Rebetiko ile ilgili herhalde en meşhur fotoğraflardan biri de 1930’lu yılların başına ait, Roza Eskenazi, Aghapios Tomboulis ve Dimitris Semsis’in birlikte yer aldığı fotoğraftır. Burada Tomboulis’in elinde pek alışıldık olmayan bir enstrüman görüyoruz. Banjo desen değil, cümbüş desen o da değil. Edindiğim bilgiler bunun, Tomboulis için özel olarak yapılmış bir enstrüman olduğu yönünde. 1930’larda Yunanistan’a mandolin saplı cümbüş de satılmış ama cümbüşün üzerinde İstanbul, Türkiye yazdığından Yunanistan’da pek tutmamış, buzukiye rağbet daha da artmış.
Roza Eskenazi, Aghapios Tomboulis ve Dimitris Semsis bir arada. 
Benim yaptığım ise sadece cümbüş gövdesine, perdesiz ud benzeri sap yerine, buzuki sapı  eklemek oldu. Sağolsun bir yunan arkadaşım enstrümanı bu hale getirdi. Böylelikle hem cümbüşün tınısına sahip oldum, hem de enstrümanı buzuki gibi çalabiliyorum. 'Ya her şey iyi güzel, uğraşmışsın, kafana göre birşeyler icat etmişsin de şu isim ne kardeşim, allah aşkına, başka bir şey bulamadın mı?' diye düşünenler çıkacaktır. Hak veririm, ama şunu da derim.  Bir kere, klişeleri severim. İki enstrümanı birleştirmişsem, ismini de ikisinin isminden bir araya getirmeyi tercih ederim. Hem ayrıca, insan, içi temizse temizi görür, pisse de pisi görür. Ama eğer içinde hem temizlik hem de pislik varsa, kafasına göre neyi nasıl isterse onu öyle görür. Takdir sizin.

Son olarak da, buzüş ile eşlik ettiğim Mangiko şarkısının videosunu sizinle paylaşayım, tam olsun.






9 Nisan 2020 Perşembe

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 2. Bölüm

Yazı dizimizin bu bölümünde Rebetikonun ilk kayıtlarını yapan Amerika'ya göç etmiş müzisyenleri biraz daha yakından tanıyacağız. Mevzunun arkaplanının anlatıldığı birinci bölüm için buraya tıklayın.
Amerika’daki rebetiko müziğinin ilk plak kayıtları, 20.yy’ın başında gelen Yunan göçmen müzisyenler tarafından yapıldı. Uyanık davranan RCA Victor ve Columbia plak şirketleri parsayı kaptı ve birçok plak bu şirketlerin etiketiyle çıktı. İlk önce, popüler olan ve o zamana kadar ağızdan ağıza aktarılan şarkılar kaydedildi. Bu eserler rebetikoyu öncelediğinden, rebetikonun kökenleri buralarda bulunabilir. Anadolu müziğinin, yunan ada müziğinin, trakya havalarının ve bizans kilise müziğinin etkileri bu ilk dönem kayıtlarda mevcuttur. 1920’lerden itibaren Atina’da da şarkılar kaydedilmeye başlanınca, bu sefer aynı eserler Amerika’da başka müzisyenler tarafından kaydedildi.
O dönemde bestelenen eserlere bakıldığında ise gurbet ve özlem önemli bir yer tutar. Şarkılar, esas amaçları çalışıp, para biriktirip memleketine geri dönmek isteyen, ama dönemeyen, fukaralık içinde boğuşan Yunan göçmenlerinin ruh halini anlatır. Diyelim ve lafı uzatmadan, bestecilere, şarkıcılara ve eserlerine bakalım.

Yorgos Katsaros (Theologitis):  Hakkın rahmetine ancak 109 yıl sonra kavuşabilen Yorgos Theologitis, İbrahim Erkal’ın kabarık saçlısı olduğundan, Amerika’da ‘katsaros’ (kıvırcık) diye çağrılır olmuş. Amorgos adasından olduğundan dolayı, ilk bölümde bahsedilen Florida sahiline, sünger avcısı hemşerileriyle birlikte gitmiş. Rebetiko müziğinin ilk dönem önemli bestecilerinden olan Katsaros, gitardaki hakimiyeti, ustalığı ve kendine has tavrı ile bilinirdi.

Yorgos Katsaros - Elliniki Apolafsis

Meksikalı dansçı Rita Rio’ya abayı yakınca, Hollywood ortamlarına girdi. Charlie Chaplin, Rodolfo Valentino, Rita Hayworth, Humphrey Bogart, Clark Gable, Al Pacino gibileriyle dostluklar edindi ve onların önünde çaldı. Klasik gitarın en büyük virtüözü Andres Segovia, Katsaros’a hayran kaldı, Konserlerinde her zaman Katsaros’a ön sıradan davetiyeyi hazır etti ve ömürlerinin sonuna dek dost kaldılar.

Yorgos Katsaros - Pote Mavra Pote Aspra

Bunlardan başka 1942 yılında Başkan Roosvelt tarafından saraya davet edildiği de söyenir. Dinine bağlı bir Yunan olarak yaşadı, dünyanın neresinde Yunan varsa Kanada’ya, Bombay’a, Kahire’ye, Şili’ye gitti, onlara konserler verdi. Çok hayırlı adammış ki, onun inisiyatifi ile sadece Chicago’da 25 kilise yapılmış.
Marika Papagika: Rebetikanın divalarından, 1890 Kos doğumlu Marika Papagika, özellikle izmir tarzı eserleri, yunan halk türküleri ve amane denilen gazelleri ile bilinir. Ailesi Mısır’a, İskenderiye’ye taşınınca, müzik kariyerine orada, Yunanlıların çoğunlukla takıldığı yerlerde başladı. 

Marika Papagika - Gel gel

1915 yılında bu sefer Amerika’ya göç ettiler. Orada çimbalo çalan Kostas (Gus) Papagiakas’la tanıştı, evlendiler ve Rebetiko müziğinin merkezi olacak Marika’s isimli cafe amanı 1925’te açtılar. Marika Papagika ve eşi Kostas kendi mekanlarında çaldılar söylediler ve birçok rebetiko müzisyenini ağırladılar. Marika’s, sadece Yunanlıların değil, Ermenilerin, Türklerin, Yahudilerin Suriyelilerin, Bulgarların, yani aslında Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopup gelen her milletten insanın takıldığı bir yerdi. Bunun üzerine Marika Papagika 1923 yılında, gelen herkese hitap eden, az çok kulaklarının aşina olduğu Türkçe şarkı ve türkülerden oluşan bir albüm kaydetmiştir.

Marika Papagika’nın ilk kayda alınan şarkısı Smyrneiko Minore (İzmir tarzı minör).

Marika Papagika o dönemde Madam Koula ile birlikte en tanınan, sevilen ve plakları satılan şarkıcılarıydılar. Birbirlerinin kaydettiği şarkıları tekrar seslendirmiş ve ortak da çalışmışlardır. Fakat, Atina’dan Roza Eskenazi ve Rita Abacı gibi iki büyük ses çıkınca, ağırlıklarını kaybetmişlerdir. 

Kostas Bezos: Rebetiko’nun en gizemli figürlerinden, müzisyen, şarkıcı, aktör, gazeteci ve karikatürist olan Bezos, A. Kostis ya da K. Kostis isimleriyle de anılır. Bezos’un şarkıları, melodisi, sözleri ve havasıyla adamı doğrudan Pire’nin arka mahallelerine, esrar tekkelerine,cepçinin, hapishane kaçkınının, itin, uğursuzun harman olduğu yerlere götürür.

Kostas Bezos - Toumbeleki toumbeleki
Halk şarkılarını ya da satirik şarkıları Hawai stiliyle çalıp söylemesiyle ise rebetiko repertuvarında eşi yoktur. 1931-1936 yılları arasında Ta Aspra Poulia (Beyaz Kuşlar) isimli grubuyla şarkılar kaydettiler.


Kostas Bezos ve Hawaii Orkestrası - Pame sti Honolulu

Amerika'da Rebetiko Müziği serisi devam edecek.

20.yy'ın başında Amerika'da Rebetiko Müziği - 1. Bölüm

20.yy’ın başında Yunanlıların Amerika’ya göçü ve Amerika’da gelişen Rebetiko müziğinden bahsedeceğim bu yazıda, Petros Tambouris’in hazırladığı dört CD ve kitapçıktan oluşan ‘To Rembetiko Tragoudi stin Ameriki: 1900-1940’ (Amerika’daki Rebetiko Şarkıları: 1900-1940)  isimli eseri esas aldım. Bundan başka özellikle Tony Klein’ın hazırladığı ‘Greek Rhapsody: Instrumental Music from Greece (1905-1956)’ isimli kayıtlar ve kitapçıktan, internetten bulduğum diğer arşiv belgelerinden, makalelerden ve fotoğraflardan yararlandım.

Üç bölüm olarak tasarladığım bu yazının ilk bölümünde 20. yy’ın başından itibaren Yunanlıların Amerika’ya göçünden, oradaki hayat mücadelelerinden ve rebetiko müziğinin bu göçmen Yunan cemaatinde nasıl kendine yer bulduğundan bahsedeceğim. İkinci ve üçüncü bölümler ise Amerika’daki rebetiko kayıtlarının örnekleri üzerinden şarkıcı ve bestecilerin hayatları hakkında olacak.  

Göçmen amca, göçmen amca. Ne var?
Gurbet acısı var mı? Var var
Zor hayat koşulları var mı? Var var
Ne duruyorsun? Ne yapayım?

Rebetiko yapsana vay vay rebetiko yapsana

Yunanlıların Küçük Asya Felaketi diye adlandırdıkları, yüzyıllardır yaşadıkları Anadolu topraklarından sürgün edilmelerinin ardından ve hatta ondan daha önce birçok Yunanlı, yanlarında müziklerini de götürerek Amerika’ya göç ettiler. Rebetiko her ne kadar İzmir ve Atina’da doğmuş ve gelişmişse de, eski ve yeni şarkıların kayıtlarının yapıldığı ve müziğin geliştiği asıl yer Amerika’dır. Rebetiko müziğinin ilk kayıtları 20.yy’ın başında çoktan Amerika’da yapılmaya başlanmıştı. Anadolu’dan Yunanistan’a sürgün giden,  hapishanelerde, esrar tekkelerinde ve özellikle Atina’nın limanı Pire’nin varoşlarında serpilen bir kent müziği olan rebetiko, bu sefer de Yunanistan’da durmakla kalmayıp, ta Amerikalara göç ediyor ve birçok şarkı ilk kez orada kaydediliyordu.
Zamanın popüler gemi taşımacılığı şirketi Patris'in bir kartpostalı
Amerika açmış, Yunanlıları bekliyor olmasa da, 20.yy’ın başından itibaren Yunanlılar için bir nevi taşı toprağı altın ülke olarak tasavvur ediliyordu. Sadece 1900-1920 yılları arasında Yunanistan nüfusunun yüzde sekizi, yani yaklaşık 400 bin kişi Amerikan rüyasını gerçekleştirmek üzere göç etti ve Amerikan kapitalizminin gelişmesinde sömürüye açık işgücü olarak varolma çabası verdi. Çalışmak amaçlı göç eden bu neslin bir kısmı, Balkan savaşları, 1. Dünya Savaşı ve nüfus mübadelesi sonrası dönecek yerleri kalmadığından mülteci durumuna düştü.
Ellis Adası'na varan Yunan göçmenler
Ellis Adası
Göçmenler büyük gemilerin güvertelerinde tıkış tıkış, bir kargodan farksız şekilde, 20-22 gün süren uzun yolculuklarla Amerika’ya, New York limanında bulunan Ellis Adası’na varıyorlardı. Ellis Adası 1892 yılında göçmen merkezi olarak tasarlanmıştı. O zamanlar göçmenler Atlantik Okyanusu’nu aşıp New York’a vardıklarında onları Özgürlük Heykeli karşılıyordu. Göçmenler burada kayıt altına alınıyor, daha sonra ülkeye girebiliyordu. 1892-1954 yılları arasında işleyen Ellis Adası göçmen merkezi üzerinden çoğunluğu İtalyan, Yunan, Sırp, Rus ve Polonyalı olmak üzere 12 milyon göçmen geçiş yaptı.
Sıkı incelemelerden sonra ülkeye giriş yapabilenler yanlarında getirdikleri zeytinyağı, kekik gibi hediyelerle, onları karşılayacak eş, dost, akrabalarını beklerken 
Yunanlıların ‘Kastigari’ (Kale bekçisi) dediği Ellis Adası’ndaki ana salonda göçmenlerin tetkikleri yapılır ve milliyetlerine göre ayrılırdı.
Ellis Adası'ndaki ana salon
göçmen bir papaz
Başka bir göçmen
Yine göçmen. Bursa'dan Yunanistan'a, oradan da Ohio'ya göç eden Yannis ve Sofia Demetriou, 1912 
Gelen göçmenlerin büyük çoğunluğu ya New York’ta kaldı ya da Chicago’ya gitti. Diğerleri ise daha çok New England’daki endüstri bölgesine, kuzeydeki Philadelphia, Cleveland, Detroit gibi büyük şehirlere dağıldı. 1920’de New York ve Chicago’daki Yunan nüfusu 50 binden fazlaydı.
Tarpon Springs'de sünger avcısı Yunanlılar
Meksika Körfezi ve Atlantik Okyanusu’na bakan, Florida eyaletinde bulunan Tarpon Springs halen daha Yunan nüfusunun en yoğun bulunduğu Amerikan şehridir. Özellikle Kalimnos, Simi ve Halki gibi 12 adalardan gelen Yunan göçmenler burada sünger avcılığı yaptılar. 1920’lerde şehrin nüfusunun yarısından fazlasını Yunanlılar oluşturuyordu.

Amerika’da bekledikleri hayat gemi şirketleri tarafından anlatıldığı gibi değildi. Birçoğu kafasında geri dönme düşüncesi olduğundan İngilizce öğrenmedi. Zaten vasıfsız olduklarından madenlerde, demiryollarında ya da fabrikalarda çalışıyorlardı. Bundan başka birçok Yunan seyyar satıcılık, manavcılık ve ayakkabı boyacılığı yaptı. Kadınlar ise çoğunlukla çalışmıyordu.  Az da olsa çalışanlar ise tekstil ve ayakkabı  fabrikalarındaydı. İlk zamanlarda sanayi şehirlerinde grev kırıcı olarak kullanıldılar. Tek amaçları çalışıp, para kazanıp memlekete yollamak olan göçmenler tek göz odada birçok kişi yaşayarak ayakta kalmaya çalıştılar. Ancak bu koşullar veremi ve diğer ağır hastalıkları da beraberinde getirdi.  Diğer milletlerden göçmenlerle yetimin yetime münasebeti gibi bir ilişki olduğundan, hayat hiç de kolay değildi.
New York'ta bir Yunan dükkanı
Yunanlı göçmenlerin Amerika’daki hayatları, dışlanmışlıkları, fukaralıkları ile bir göç müziği olan rebetikonun kesişmesi kaçınılmazdı. Dayanışma esasen yalnız başına çaresizlikten doğduğundan, ilk nesil göçmenler daha çok bir arada durmak zorundaydı. Yunan mahallesinde yaşayıp, yunan kahvesine giden demiryolcular, fabrika işçileri, madenciler, sendikacılar, işsizler buralarda kahvesini içer, kağıdını oynar, müziğini dinler, dans ederdi. Acısını, derdini ya da neşesini memleketinin şarkıları yoluyla ifade ederdi. Diyelim ve Amerika'da kaydedilmiş bu şarkılardan, onları söyleyenlerden ve bestecilerinden bahsetmeye sonraki bölümde devam edelim.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 8

8. Bölümde rebetiko şarkılarının konu ve içerikleri hakkında bilgiler yer alıyor. 

Her ne kadar rebetiko şarkılarını yirmi kategoriye ayırmam açıklayıcı olsa da, bu şarkıların üzerine bir kaç laf daha etmem daha iyi olacaktır.


Esrarkeş Yanni

Gönül ilişkileri ve ayrılık üzerine yapılan şarkılar aşktan bahseder. Bize kadar gelen rebetika şarkılarının hemen hemen yarısı bu iki kategori içindedir. Diğer grup ise, yeraltı dünyası, esrar, hapishane, taverna ve kavgalarla ilgilidir. Keder, yakınma ve melankoli üzerine şarkılar protest olarak da adlandırılabilir, ancak rebetin protestosu sessizdir- belirsiz ve yönsüzdür. Rebetler asla toplumun kurumlarına saldırmak gibi bir maceraya girişmediler, onların saldırganlığı sadece polis üzerineydi.


Yorgos Katsaros söylüyor, Verem oldum anne 

Yoksulluk ve iş üzerine şarkılar da birçok ortaklık gösterir. Buna karşın, işle ilgili çok az şarkı vardır. Hastalıkla ilgili şarkıların hepsinde zamanında binlercesini ölüme götüren bu musibet verem hastalığına atıf vardır. Bu yüzden veremle ilgili şarkılar sonrasında bizi Kharon ve Hades’le ilgili şarkılara götürür. Kharon’un ölüleri taşıyıp yeraltı dünyasına, Hades’e götürdüğü imgeler vardır. Çağdaş Yunanlılar, hristiyanlığın bütün  terbiyesine rağmen cennet veya cehennem konusunda bağnaz inançlı değillerdir. Ve halk türkülerinde, sadece Hades’e yer vardır.


Hades'deki beş Yunanlıyı anlatan Pende Ellines ston Adi şarkısı 

Belirgin biçimde bir çok şarkıda anne figürü yer alır, oysa şarkıların hiç birinde babaya yer yoktur. Psikanalitik klişelerden sakınacağım ve sadece rebetlerin anneye yönelik tek taraflı saplantının açıklamasını bilmediğimi söylemekle yetineceğim. Ne zaman ki şarkıcı bir şarkıda annesi ve sevgilisinden aynı anda bahsetse, öncelik kesinlikle hep annenindir. 

Sıla şarkıları Yunan diasporasının geniş içeriğinden ortaya çıkan kederlerini anlatır.“Hayallerle ilgili ve egzotik şarkılarda tam manasıyla haremler, paşalar, hamamlar, odalıklar, Mısırlı deve kızlar, Tunuslu Araplar, Hintli prensler, İstanbul’un pazarları ve bunun gibilerin geçiti vardır. Bir şarkıda Monte Carlo’daki bir gazinonun açılışı, diğerinde ise (hiç sahil şeridi olmayan) Paraguay’daki bir plajdan bahsedilir.


Paraguay sahillerinde bekliyorum


Stellakis Perpiniadis Fas'tan bir prenses isterim diyor.

Ufak dertler üzerine şarkılar kişisel olaylardan bahseder (örneğin, birinin tespihini kaybetmesi üzerine). Gündelik hayat üzerine şarkılar bir çok küçük, mahalli olaylardan bahseder (örneğin, çocukların sokaktaki bir sarhoşa eziyet etmeleri). Diğerleri, Selanik, Pire gibi farklı farklı şehirleri över. Az sayıda şarkı da savaş ve askerlik üzerinedir. Son olarak, rebetlerin leventialarını (λεβεντιά, erkeksi özellikleri) öven bir çok şarkı da vardır.


Güzel Selanik

Şarkı sözleri, rebetikanın içeriğinin üç temel öğesinden sadece birisidir. Diğerleri ise, müzik ve danstır. Son yıllarda müzikle ilgili olarak çok sınırlı sayıda çalışma yapılageldi, ama onlar da çoğunlukla Atina’nın tanınmış milliyetçileri tarafından yazılmış yapay ve ırkçı eğilimli çalışmalardı. Rebetiko müziği hala Béla Bartók’unu bekliyor. Rebetiko müziğinin mısra düzenleriyle ilgili henüz daha tek bir çalışma dahi yapılmadı. Neyse ki, Stathis Gauntlett kendi kitabında [15] rebetiko şarkılarındaki ozanlıktan geniş ölçüde bahsetti. Bir diğer araştırmacı, Yunan asıllı Amerikalı Ted Petrides (1980’lerde vefat etti) rebetlerin temel dansları üzerine bize özlü bir eser bıraktı[16].


Stratos Pagioumtzis Seni doğuran anaya kurban 

Rebetiko şiirlerinin ölçüsü oldukça basitti. Bir çok şarkı geleneksel ikiye bölünmüş onbeş-heceli mısra düzenine göre yazıldı. Rebetiko şarkısının bir kıtası kafiyeli, onbeş heceli iki mısradan oluşur. Bu yüzden rebetiko şarkılarının beyit düzenleri hakkında pek bilgili olmayan araştırmacı ve gazeteciler,  şarkıları dört dize olarak görürler. Doğal olarak, farklı mısra düzenlerine sahip rebetiko şarkıları da vardı (sekiz heceli, oniki heceli vs.) ancak bunların hepsi kafiyeliydi. Kafiyesi olmayan sadece bir şarkı biliyorum, o da zaten bir sahte-rebetiko şarkısı.

Rebetiko şarkıları, halk türkülerinin biçimlerine, adaların aşk şarkılarının beyit düzenlerine, Yannina’nın mısra düzenlerine ve İzmir’in halk şarkılarına bir çok şey borçludur. Ondokuzuncu yüzyılın eski murmurikası daldan dala atlayan, bitmeyen dizelere sahip, hikayesiz ve nakaratsızdı (nakarat ancak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa canzonetta·sı sayesinde rebetikoya girdi). Birbirinin ardı sıra rebetler tarafından kısık sesle söyleniyordu. Ne zaman rebetler esrar içmek için bir araya gelse, tekkelerde veya hapishanelerde söyleniyordu. Sessizce ve müziğin ezgisine kendilerini ayarlayarak herkes birer beyit söylerdi (her kim o sırada sözleri hatırlarsa). Bu yüzden, murmurika sıklıkla bir gerçeküstü tablo ya da yama izlenimi veriyordu. Diğer tarafta ise, meşhur bestekar-ozanların döneminin İzmir rebetikosunda anlatılan bir senaryo ve  hikaye vardı. Aynı zamanda, rebetiko üç veya dört dizeli, sıklıkla nakaratlı sabit bir şiirsel biçim aldı. Bunun sebebi ise, 78 rpm’lik kayıtların yaptığı devrimdi. Bu devrimle şarkıların süresi üç dakika yirmi saniye ile sınırlandırılıyor ve murmurikanın sınırsız uzunluğuna bir sınır konuluyordu.



15] Stathis Gauntlett, Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris. A Contribution to the Definition of the Term  and Genre (Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris: Kavramın ve Janrın Tanımına Katkı) ve   Rebetiko tragoudi through Detailed Analysis of its Verses and the Evolution of its Performance (Dizelerinin Ayrıntılı Analizi Yoluyla Rebetiko Şarkıları ve İcrasının Geçirdiği Evrim), Denise Harvey, Athens 1985. 
[16] Ted Petrides, Greek Dances: Thirteen Dances of Mainland Greece, the Islands and Crete (Yunan Dansları:Yunan Anakarası, Adalar ve Girit’in On Üç Dansı), Bosphorus Books, Atina, 1994.

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 5

Beşinci bölümde rebetlerin görünüşü, hapishane ortamı ve çeribaşıları hakkında bilgiler veriliyor.
***

Kimse bir rebeti ata binerken ya da bir şemsiye taşırken göremezdi. Asla palto giymezdi. Fakat, özellikle İstanbul ve Selanik’te hava çok soğuk olduğunda, rebetler omuzlarına basit bir örtü atarlardı. Asla bir rebeti yağmurlukla veya kısa çizmeyle görmedim. Ancak, sıklıkla onları arka tarafı çiğnenmiş ya da kesilmiş ve terlik gibi giyilen kaçaryalarıyla gördüm.  
halk arasında pezevenk ayakkabısı, cemiyet hayatında ise cuban heel denilen arkasına basılmış yumurta topuk ayakkabı
Bir rebetin yüzünün en önemli unsuru bıyığıdır. Bıyıksız bir rebet, kuyruksuz bir kedi gibidir, tahayyül dahi edilemez. 1960’larda bir rebetiko şarkıcısı bıyıklarını kestiğinde bu neredeyse bir skandala yol açmıştı. Bıyığın şekli ve rengi ve beraberinde getirdiği sembolik jestler kişinin karakterini büyük ölçüde belli eder. Rebetler için bıyık bu kadar önemli olduğundan (aslında Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki her halk için), bu konu üzerine kısa bir monografi[14] yazmak zorunda kaldım.
adamın kanını içer gibi ama bu bıyıkla çorba içemez
Bıyık, rebetin otoritesinin temelini oluşturur. Fara (aile ya da kardeşlik, bazen de muhit diye çevrilir) kişinin objektif otoritesine ve iktidarına saygı gösterir. Çeribaşının objektif iktidarındaki dalgalanma (sahip olduğu para miktarı, ekonomik denetiminde bulunan alan, onun için çalışan rebetlerin sayısı, otoritesinin geçerli olduğu alan), hayatın sıradan bir gerçeği, fizyolojik bir gerçeklik olarak görülür. Ne var ki, benzeri iniş çıkışlar kişisel otoritesi için feci olur. Büyüyen bir kişisel otorite tutarlıdır; azalan kişisel otorite ise hayati tehlike içerir. Gerçekten gücü olmayan ancak otoritesi olan küçük rebetler değerli insanlar olarak görülür ve fara tarafından, hakimler gibi, anlaşmazlıklarda hakemlik yapmaları ve tavsiyelerde bulunmaları için kullanılır.

Her hapishanenin bazen iki tane olmak üzere mutlaka bir çeribaşı vardır. Her hapishanede, objektif iktidarı olmayan ancak bilge addedilen mangalar vardır. Çeribaşı değil ancak barbas olan, otuz yılını hapiste geçrmiş olan birine de hürmet gösterilir.

Umudumuz Şaban (1979) filmi hapishane sahnesi

Çeribaşı otoritesinin dengesini sürdürdüğü müddetçe rolünü korur. Otorite çok hassas dengeler üzerinedir. Kof iktidarı olan ancak otoritesi olmayan çeribaşı hayvan olarak görülür. Otoritesine leke gelmemesi için, çeribaşı genellikle stekisinde (hücre) belli bir mesafede oturur. Hapishanede, neredeyse asla hücresinden avluya çıkmaz, diğerlerini tehdit etmez, asla küfretmez, argo konuşmaz, asla koşmaz, kahkahayla gülmez ancak gülümser, yorumda bulunmaz, kendisini veciz ve muğlak ifadelerle anlatır, cömert ve açık fikirlidir, bir şey beklemeden zayıflara yardım eder, aşırılıktan kaçar ve çekişmeleri kışkırtmaz. Ancak bunların yanı sıra, düşmanları karşısında pes etmez. İdeal çeribaşı ne adaletsiz veya hırslıdır, ne de kaba ve saldırgan.
Pozantı'da yaşananlar

Çeribaşının otoritesi çeşitli şekillerde hasara uğrar: bazen düşmanları ona darbe indirmek için umumi yerde ona sıradan bir oğlan yollar, başka bir zaman beş altı genç adamın saldırısına uğrar, ceza olarak ırzına geçilir, sırası gelmişken aslında bu durum dünyadaki tüm mahpuslar için geçerlidir.

Rebetlerin onlara ihanet edenleri nasıl cezalandırdığından da bahsetmeliyim. Önce karşısındakinin yüzüne doğru atılır, ani bir atakla sol yanağına kesik atar. Yüzündeki bu yara ispiyoncuyla sonsuza dek kalacaktır ve bu da faranın kaçınması gereken bir adam olduğuna işaret eder. Muhtemelen, rebetler bu geleneği Camorra’dan· aldılar. Tarihte bazıları-örneğin Alman ordu subayları ya da öğrenciler- yaralarıyla gurur duyarlar, ancak bu durum rebetler için ihanetin göstergesidir.

Nikos Mathesis'in çizdiği bir tekke ortamı

İşte bu gizemli insanlar, rebetler, rebetiko şarkılarını yaptılar. Rebetiko şarkılarının toprağı, filizlendiği yerler hapishane ve tekkelerdi. Türkçede tekke, dervişlerin bir araya geldiği yer anlamına gelmektedir, ancak aynı zamanda Türk argosunda esrar içilen, küçük kahvehane ya da ev anlamına da gelmektedir. Tekke (τεκές) kelimesi Yunan argosuna aynı metaforik anlamını koruyarak girmiştir.

6. bölümün linki burada


[14] Ο Μύστταξ (Bıyık), Nefeli, Atina, 1990

· Camorra, Napoli’de ortaya çıkmış bir mafya örgütüdür. (ç.n.)

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 4

Elias Petropoulos'un Rebetiko kitabının tefrika edilmesinin dördüncü bölümünde, rebetlerin esrarla alakaları, giyim kuşamları ve çevrelerindeki farklı tip ve karakterdeki insanlar konu ediliyor.

Esrar: Teorik olarak, müslümanlar dinen yasak olduğu için şarap içmezler. Ancak Kuran’ın bir açıklamasının olmadığı rakıyı içerler. Bu daha sonra rebetlere de geçen aşkı, kabadayıların rakı aşkını açıklar. Ayrıca esrar önemli bir rol oynar. Esrar toplumsallaşmayı, arkadaşlığı, baştan çıkarıcılığı ve şehveti sağlayan son derece eski, doğal\bitkisel bir halüsinojeniktir. Esrar bağımlılık yapmaz ve her zaman çok ucuzdur. Esrar tekkelerinde asla kavga olmaz çünkü esrar içiciler kavga peşinde koşmazlar. Çok uzun bir zamandır kriminologlar ve toksikologlar tarafından affedilmeyecek bir şekilde yapay bir varsayımla uyuşturucalar arasında gösterilse de esrar uyuşturucu değildir. Nihayet, bilge akademisyenlerin fikirleri devam etti ve esrar Birleşik Devletler’in uyuşturucu listesine girdi. Geçen sene, Amsterdam’daki özel olarak işletilen Esrar Müzesi’ne gittim. Osmanlı İmparatorluğu döneminde böyle bir müze inşa etmenin gereği yoktu çünkü esrar kolaylıkla dolaşımdaydı. Osmanlı kadısı ve jandarması, bugünkü hakim ve polislerden daha bilgeydi.
Petropoulos'un 'Kutsal Esrar' kitabından tekli, çiftli, üçlü ve dörtlü sigaraların nerelerden yapıştırılması ve yırtılmasını gösteren çizimler 
Görünen o ki, antik çağda insanlar esrar içmek hakkında bir şey bilmiyorlardı, çünkü basitçe o dönemde henüz çubuğu (pipo) keşfetmemişlerdi. En azından, Heredot[13]’un bir dizesinden bunu öğreniyoruz. Bugün gençler, Anadolu’da yaşayanlardan öğrendikleri biçimde sigara biçiminde esrar içmektedirler. Kullanışlı bir biçimde esrar içmenin yolu olan esrarlı sigarayı kabadayılar ve rebetler bulmuşlardı. Rebetika şarkıları nadiren esrarlı sigaraya atıfta bulunur, ancak nargile (αργιλές) bir çok şarkıda onurlandırılır. Nargile ile esrar içmek gerçekten kutsal bir ritüeldir. Suyun bir filtre görevi görmesi sayesinde, esrar içmek oldukça hafiftir. Bazıları ise nargileyi sütle tercih ederler.


Stellakis Perpinadis'in 'Nargilenin sesi' şarkısı. Bizde ise Yeni Türkü'den 'Yedikule' olarak bilinen şarkı. 
Nargile içme seslerinin duyulduğu baştaki diyalogda şunları diyorlar:
-Selamlar arkadaşım Stellaki!
-Sana da selamlar Vangelim
-Bu elinde tuttuğun nedir?
-Nargile
-Nargile mi?
-Ya ne tutmamı isterdin, bir okyanus gemisi mi?
-Ama arkadaşım kuzum Stellaki, ne zaman seni arasam, hep elinde bir nargileyle buluyorum!
-Ah arkadaşım Vango, haklısın. Ama ne derdim ızdırabım olduğunu bilseydin, bana haksızlık etmezdin. Dinle kardeşim Vango, bana teselli ver.

Kuçavosun daha önce verilen şematik betimlenmesi gerçeğe dayansa da tamamıyla gerçek değildir. Gündelik hayatta, rebetler değişen vasıfların mozaiğini temsil ederler. Farklı dönemlerden, toplumsal tabakalardan, ırklardan ve toplumsal kastlardan öğeler bir araya getlir. Sonuç olarak, herhangi bir verili zamanda bu öğeler farklı yollarla bir araya gelebilir, sabit bir miktarları da yoktur.

Daha önce de bahsedildiği gibi, 1890’ların rebetleri, burjuvazinin silindir şapkasının, yoksulların bez kasketlerinin ve çiftçilerin saman şapkasının aksine, republika denilen bir şapka takmaktaydı. İlk başta rebetler burjuva gibi giyinmekteydi fakat daha sonra kasaba kıyafetine doğru değişimle burjuvazi beyefendisinin karikatürü görünümünü aldı. Benzer bir şekilde, diyebiliriz ki Chicago gangsterlerinin görünüşleri de 1930’ların burjuva kıyafetinin kötü bir taklidiydi.
Chicago 1930lar, gardaş derler kankaya
Hemen hemen aynı zamanlarda, rebetler sivri bez bir kasket olan trayaska (τραγιάσκα) geleneğini oluşturdu. O yıllar, Berlin, Paris ve Roma’da büyük politik konferansların yapıldığı, bütün saygı duyulan insanların borsalino ya da kanotiye, proleterlerin de bez şapka taktıkları yıllardı. O günlerde, toplumsal farklar şapkadan başlıyordu. Rebetlerin neden şehirli şapkasını terk ettiklerini asla bilemeyeceğiz. Sırası gelmişken rebetler şehirli şapkasına gereken saygıyı göstermemişlerdi. Rebetlerin giyim zevki şiddetliydi ve şiddetle uygulanırdı.

Markos Vamvakaris'in trayaska şapka takan ve manga gibi davranan bir kadını anlattığı şarkı.

Rebetlerin erotik davranışları da aynı şekilde zoraki ve çelişkiliydi. Rebetiko şarkılarında, erkek çoğunlukla yosma ve zalim olarak gördüğü kadına dilenir. Ve rebet hala, (kadınlar karşısındaki mazoşizmine rağmen) maçoydu. Bir kadınla asla kol kola yürümez çünkü resmi olarak tüm kadınları hor görür. Rebetler kadınlar için kaput (psolothikara, ψωλοθήήκαρα) kelimesini atfederdi. Takıldıkları yerler taverna, kahvehane, iskambil oynanan yerler ve tekkelerdi. Kadınların ve erkek aşıklarının bu yanına varılamaz tekkelere giriş hakları yoktu. Lakin, iki istisna vardı: her ikisi de her an rebetlerin etrafında olan poustomangas ve rebetissalar.

Poustomangalar belli gruplara kabul edilen (örneğin yankesiciler), erkeksi davranışları olan  pasif eşcinsellerdi. Poustomangalar polise ihbar etmezdi. Poustomangalar bıçak taşırdı. Poustomangalar hapishaneyi kontrol altında tutarlardı. Bu sebeplerden dolayı hem rebetler arasında hem de yeraltı dünyasında kabul görürlerdi. Bugün poustomangalar artık yoklar. En son hatırladıklarım kırk yıl öncesindeydi.


Rebetiko müziğinin büyük rebetisalarından Roza Eskenazi şanına yakışırcasına 'Neden kokain içiyorum?' şarkısını söylüyor.

Oysa rebetiseler hala var ancak artık bir zamanların gururlu kadınları değiller. Rebetissa figürü ile hayat kadını karıştırılmamalıdır. Rebetissa, o zamanlarda Yunanistan’ın gördüğü en özgür kadınlardı. Erotik arzularını istediği erkekle paylaşabilir ve ayrıca lezbiyen ilişkilere de girebilirdi. Rebetissa esrar içerdi ve harika bir dansçıydı. Ayrıca, vücudunu ve itibarını nasıl koruyacağını da bilirdi.

5. bölümün linki burada

[13] Anlaşılan, Trakyalı eski kabileler esrar koyup bir arada dumanını içlerine çekmek için ısıtılmış taşlar kullanıyorlardı.

BONUS: Roza Eskenazi'nin hayatının anlatıldığı 'My sweet canary' belgeselinin fragmanı

Elias Petropoulos - Rebetika: Yunan Yeraltı Dünyası Şarkıları Bölüm 2





“Rebetis” isyan (rebel) eden ya da ehlileştirilemeyen demektir. Burjuva ise bu kavramı gangster anlamına gelen alitis ile eşanlamlı andı. Rebetis kelimesinin kökenleri hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Stathis Gauntlett iddia edilen etimolojik türetmelere en iyi açıklamayı getirmektedir[8]. Yunanca tsiribasis sözcüğü Türkçe çeribaşı’ndan gelmektedir. Çeribaşı bir takım atın başı ya da, daha sonraları sultanın baş seyisi anlamına geliyordu. Bu kelime sonradan kabadayıların yerel liderlerini ima etmeye başladı. Yüz yıl kadar önce, 1880ler ve 1890 arasında Yunanistan’da rebetler doruk noktasındaydılar.

1890ların kuçavakilerinin (κουτσαβάκης)[9] genel portresi aşağıdaki gibiydi:

Görünüş: Kuçavos uzun ve inceydi. Göbekten eser yoktu. Briyantinlenmiş parlak saçları vardı. Saç şekline gelindiğinde ise, saçı ayırmak de rigueur’·dü, saçlarının perçemi gözünün üzerine düşerdi. Rebet konuştuğu insanı görebilmek için, tipik bir hareketle perçemini düzeltirdi. Bıyıkları cilalı ve yataydı. Rebetler yüzlerindeki benleri boyarlardı, ayrıca bu benlerin üzerinde çıkan tüylere de dokunmayarak, bene gerçeklik kazandırmaya çalışırlardı. Gözlerine de far çekerek bu etkiyi kuvvetlendirirlerdi. Kuçavos yengeçvari yampiri yampiri, öne doğru eğik, sol omzu yukarıda ve sadece sağ kolunu hareket ettirerek yürürdü. Bakışları sert ve tehditkar, sesi ise yüklüce esrar içmekten boğuktu. Vücudunun her tarafında saklı dövmeleri vardı. Bir tane de elinin üstünde ufak bir dövme bulunurdu.

Giyim: Kurdelası (klipsi, χλίψη) ve kendisi siyah olan bir republika (fötr) şapka, ya öldürülen bir arkadaşları için ağıt ya da yakın zamanda öldürülecek bir düşman için işaret anlamına geliyordu. Fildişi düğmelerden siyah bir ceket, süvariler gibi sol omzun üzerine atılırdı. Ceket ne zaman olağan şekilde giyilse, düğmeler asla iliklenmezdi. Şeritli ya da geniş gösterişli ekose pantolonlar paçaya indikçe daralırdı. Pantolon düğmeleri o kadar dardı ki, rebetler düğmeyi takmak için ayakkabı için kullanılan kerataya, çıkarmak için de sabunlamaya ihtiyaç olduğunu söylerlerdi. İstanbul kabadayılarının yaptığı biçimde, rebetler içine diktikleri kırmızı kadifeyi gösterebilmek için pantolonlarının paçasını genellikle açık bırakılırdı.
Yunan Karagöz'ündeki rebet figürü Stavrakas ve giyim kuşamı


Karagöz oyununda Stavrakas elinde tespihi ve baglamasıyla perdeye çıkıyor, dansını yapıp, şarkısını söylüyor.

Rebetlerin hasapikes adı verilen sarı gömleklere ve kırmızı kravatlara ayrı bir ilgisi vardı. Yirmibirinci yüzyılın başında, papyonları ve boyunlukları burjuvazinin fuzuli akseseuvarları olarak görerek uzak durmuşlardı. 1900 civarlarında İzmir’de, uyanık olanlar kravatlarını çıkarıp ceketlerinin sağ omzunun altına saklıyor, böylece de hali vakti yerinde gibi görünmeyip arkadaşlarının dalga geçmesinin önüne geçiyorlardı.

Rebet, belinin üzerine, yeleğinin hemen altına yarı saklı zonari (ζωνάρι) denilen kuşak giyerdi. Bu kuşak kendine has bir şekilde sarılırdı ve hem cep hem de silah saklama yeri olarak kullanılırdı. Bir yanı yere salınırdı. Zonarinin salınan ucuna ayakla basmak bir kavgaya davet anlamına geliyordu. Bu belası eksik olmayanlar, epeyce yüksek topuklu ayakkabıları severlerdi. Onların gözünde, topuğunda bir farenin geçebileceği kadar boşluk olan ayakkabılar makbul sayılırdı. Rebetin giyimi, zonarinin kıvrımlarına plilenmiş ya da ceket cebine asılı leylak rengi bir mendille tamamlanır. Hava sıcak olduğunda ise, Bastille’in Apaçileri[10] gibi boyunlukları ile enseleri arasına krem renkli mendil koyarlardı. Zonari doğuya özgü giyimin son kalan öğesiydi. Zaman geçtikçe, rebetlerin giyimi sadeleşti.
Rebetlerin yaşadığı semtlerden, Psiri meydanı
Silahlar: Her ne kadar rebetler Avrupa tarzı giyinseler de, zonarilerindeki silahları ve mendil, çakmak (τσακμάκι), tütün kesesi ve tespih gibi bir çok eril tefferruatı korudular. Zonarisi genellikle silahlarını sakladığı yerdi. Kişisel silahları bir hançerden, daha sonra yerini revolvere bırakacak  çift namlulu tabancaya kadar değişiklik gösterirdi. Sultanın cinayetler üzerine aşırı sinirli olmasından ötürü ve silah denetiminden dolayı İstanbul kabadayıları silah taşımaktan kaçınırdı. Her neyse, silahlar gürültü çıkarırdı. Rebetler ise çift kenarlı bıçakları ve küçük hançerlerin sessizliğini tercih ederdi.
Bir rebet ne zaman ki rakiplerini gülünç duruma sokmak istese, onları ardından kovalar ve bıçaklarıyla kaba etlerine kesik açardı. Fakat,  birini gerçekten öldürmek istese, çift taraflı bıçağını düşmanının karnına saplar ve bıçağa büklüm verirdi. Daha sonra, kana bulanmış bıçağı dışarı çeker ve ucunu yalardı. Daha başka durumlarda, eğilerek kurbanının kulağını ısırır veya bir gözünü soğururdu. Bu  ürkütücü adetler  halk deyişlerinde ve atasözlerinde  kendilerine yer bulmuşlardır.
Psiri'de bir kahvehane
Rebetler aynı zamanda, bıçaklarını gücünün koreografisinin bir parçası olarak kullanırlardı. Hapishanede, otoritesini meşrulaştırmak isteyen çeribaşı bıçağını yükseğe kaldırır ve hapishaneden dostlarının bıçağın altından geçmesini isterdi. Hakiki sıkı mangalar (μάγκας)[11]olan  varimangalar (βαρύμάγκας) yemek yerken hançerlerini bir çatal gibi kullanırlardı. Rebetler kaşık ve çorbadan nefret ederlerdi. (Bu arada Yunancada, candan yemek yiyenlere “eski çatal” anlamına gelen gero pirouni denilir.) Taverna da korku yaratmak isteyen bir rebet bıçağını masanın üstüne saplardı.
Zamanın modası,bıçağın üzerine ahlı vahlı maniler yazmakmış,1907
Rebetler chamomilo denilen eski stil tabancalar  (papatya-camomile- çayına ironik bir atıf) ve bunların daha modern bir versiyonu olan şarjörü kabzasında bulunan kufyolar  kullanırlardı. Bir diğer silahları (bu sefer öldürücü olmayan) ise sopaydı.Rebetlerin sopası baston gibi görünmekle beraber ondan çok daha tehlikeliydi. Genellikle bodur karadiken ağacından yapılır ve bir demir kadar serttir. Rebetler gösterişlice sopalarını sol kollarına asarlardı. Sopayı sağ kola geçirmek bir kavganın geliyor olduğunu gösterir. Sırası gelmişken, mangourophoros (eli sopalı) terimi modern Yunanca’da sağcı politikacıların eli silahlı çeteleri için kullanılır.
Pire'nin meşhur kabadayıları Gikas Menidiatis ve Vangelis Vetoulis Sigkrou hapishanesindeyken, 1933.
Kavgalar: Kavgalar çoğunlukla geceleyin karanlıkta, yolların ötesinde gerçekleşir. Ne var ki, şehrin ortasında gündüz vakti adam öldürmek de duyulmamış şey değildir. Kavgalar hakiki Homeros tarzıyla, karşılıklı küfürleşerek başlar. Birisini henüz uyarmadan öldürmek kalleşlik olarak addedilir. Kavganın da kendine özgü bir adabı vardır. Hasımlar ortaçağdaki kılıç dövüşü gibi, bir siper gibi ceketlerini sol kollarına dolarlar. Bu tampon sipere kavaca (καβάτζα) denir. Günümüz argosunda, kavaca daha sonra kullanılmak üzere muhafaza edilen anlamına gelmektedir. Hiç bir üçüncü kimsenin birbirlerine bıçaklarını çeken mangaları ayırma hakkı yoktur.
David Prudhomme'un Rembetiko isimli çizgi romanından
Hapishanede, yazılı olmayan bu kanunlardan haberi olmayan, kavga edenleri ayırmaya çalışan kimselerin kaderi bıçaklanmaktır. Hapishanede, bıçaklar için kullanılan jiletler yatak demiri, tava vb.  şeylerden dönüştürülerek elde edilir. Dışarıdaki dünyada, rebetlerin çift kenarlı bıçakları kabartmalarla işlenir ve sapları kara boynuz, fildişi, yusuri (kara mercan) veya iyi şans getirdiğine inanılan yabani tavşan ayağından yapılırdı.
###
3. bölümün linki burada

[8] Stathis Gauntlett, Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris. A Contribution to the Definition of the Term  and Genre (Rebetika. Carmina Graeciae Recentioris: Kavramın ve Janrın Tanımına Katkı) ve   Rebetiko tragoudi through Detailed Analysis of its Verses and the Evolution of its Performance (Dizelerinin Ayrıntılı Analizi Yoluyla Rebetiko Şarkıları ve İcrasının Geçirdiği Evrim), Denise Harvey, Athens 1985. ‘Rebetis’  in bazı tanımları için kitabın giriş bölümüne bakın (s.16-17)
[9] Bkz. Not 3
· “de rigueur” kelimesi bir moda ya da protokoldan dolayı, kuralla belirtilmese de zaruri olan şeyi ifade etmek için kullanılır. (ç.n.)
[10] 19. yy’ın sonlarına doğru Paris’in Bastille alanında bir sürü suçlu olayların yaşandığı-hırsızlık, uyuşturucu, fuhuş- alt-sınıflardan oluşan büyükçe bir cemaat vardı. Bahsi geçen bu alanın ‘Apaçiler’i tipik bir gömlek, pantolon, kemer ve atkıdan oluşan tarz yarattı. Hayat biçimleri bir çok  büyük şarkı, tiyatro ve ikonografi geleneğinde övülür.  
[11] Bkz. Not 3
· Ters-argo (back-slang) herhangi bir kelimeyi tersten yazmak veya okumak anlamına gelmektedir. Ör: bıçak-kaçıb gibi. (ç.n.)

· Katolik olan Trappist keşişlerin konuşmayı bile meneden çok sıkı kuralları vardır. (ç.n.)