icaria etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
icaria etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2016 Pazar

İkaria Adası: Yavaş Yaşa, Geç Öl, Cesedin Buruşuk Olsun- 1.Bölüm

Samos'un karşısındaki İkaria Adası’nı 2016 yılbaşı zamanı görmek nasip oldu. Şansım, müzisyen arkadaşlarla birlikte gitmek ve adada bizi misafir eden bir arkadaşımızın olmasıydı. Bu sayede İkaria’nın altından girip üstünden çıkıp, her biri diğerinden ayrı cins cins insanlarıyla tanışma fırsatını yakalamış oldum.

Adanın doğası, denizi, dağları, ormanları zaten güzel, ancak bunlardan öte benim için adanın en kendine has yanı insanları ve yaşayış şekli oldu. İki bölümlük bir yazı dizisi olsun. Önce ada hakkında genel bilgileri özetleyeyim, sonra ise yiyip içtiklerimi bir kenara bırakayım,  gördüklerimi size anlatayım. 
Baba Daedalus, oğluna kanat yapıyor
Önce adanın ismiyle ilgili efsaneden bahsedeyim. İlk kez Homeros’un metinlerinde geçen İkarus efsanesi kabaca şöyle. Baba Daedalus Girit’teki Minos uygarlığının kralı için labirenti yapan adam. Daha sonra kralla araları bozulunca baba oğul topuklamak zorunda kalıyorlar. Daedalus, oğlu İkarus için balmumundan kanat yapıyor. Fakat baba her ne kadar fazla alçaktan uçma denizin köpükleri kanatlarını sırılsıklam eder, yüksekten gitme güneş kanatlarını yakar, ortada kuyu var yandan geç dese de götüne giymeye donu olmayıp, balmumundan kanatla güneşe giden İkarus, güneş kanatlarını eritince başaşağı düşüyor. Önemli olan nasıl düştüğün değil, nasıl yere indiğin olsa dahi, zavallı İkarus denizde boğuluyor. Boğulduğu denize İkaria denizi, hemen dibindeki adaya da İkaria deniyor. 
İsviçre'den apart Sözde Özgür İkaria Devleti'nin bayrağı

1521-1912 tarihleri arasında gayet gevşek şekilde Osmanlı egemenliğinde yaşamış İkarialılar, 1912 yılında ayrılıp beş ay da olsa, kendi cumhurbaşkanı, hükümeti, bayrağı, milli marşı olan bir bağımsız devlet şeklinde yaşamışlar. Daha sonra ‘Böyle laubalilik olmaz,’ diyen Yunan kralı, İkaria’yı Yunanistan’a bağlıyor. Bundan başka adanın bir de solcular tarafından çok sevilen bir ‘kızıl ada’ ünü var. 1946-49 yılları arasındaki iç savaştan sonra, komünistler sürgüne İkaria’ya gönderilir. Ada halkı komünistlere insan muamelesi yapıp yardımseverlik gösterince, solcular durur mu hemen propagandaya başlar ve adayı kızıl ada diye efsaneleştirir. Oysa benim gördüğüm kadarıyla küçük yer insanının komünistliği siyasi bilincinden daha çok gündelik pratiklerinden, büyük yer insanınki ise gündelik teorilerinden geliyor ve olanı olduğu gibi değil olmasını istediği gibi görüyor.


Endülüs için boğa neyse, Yunan adası için de keçi odur

Bir orta halli kasabanın dahi bulunmadığı ada, dağınık köylerden ve onlardan daha dağınık, arazi içerisine yayılmış evlerden oluşuyor. Köyler ise deniz kıyısından ziyade iç kısımlarda ve korsanlara karşı olabildiğince saklı şekilde yapılmış. Yani sahillerde otel, tatil köyü gibi şeylere rastlama durumu yok. Ada, karadeniz yaylalarını andıran bir yeşilliğe ve sise sahip. Suyu, ırmağı ve kaplıcası bol. Odissea destanında anlatılan meşhur şarabı hala adanın en önemli geleneklerinden biri olarak sürdürülüyor. Rengi bulanık olsa da, her evde her mekanda içilen şarap birbirinden farklı olsa da hakikaten şarapları çok lezzetli. Son yıllarda Atinalı akınına uğrayan panayırları ve sarmal halde yapılan geleneksel dansları da yine çok meşhur. Sabaha kadar sürmek diye bir şey pek yok, çünkü insanlar sabah olmuş demeyip genelde daha devam ediyorlar. 

Bundan başka adanın bir diğer ünü de dünyanın en uzun yaşayan insanlarının olduğu üç yerden biri olması. Her üç İkarialı’dan biri 90 yaşını görüyor. Yani hiç tanımadığınız biri size 80 yıldır günde iki paket Yunan Tekel 2000'i içerim, hastane kapısı görmedim derse, şaşırmaca yok. Kanser ve kalp rahatsızlıkları oranları düşük, 65-100 yaş arasındakilerin cinsel  aktiflik oranı %80. İnsan hay maaşallah demekten kendini alamıyor. Aralarında kesin İsviçreli’de olan bilim adamları nasıl oluyor da oluyor diyerek bunu araştırmışlar. Doğal yeme-içme, çeşit çeşit ot, şarap, fiziki aktivite, gündüz uykusu, zamana köle olmamak, stressiz yaşam ve güçlü sosyal bağların uzun yaşamanın sebepleri olduğu sonucuna varmışlar. Sadece doğal beslenmeyle olsa, parasını bastırıp bio ya da eko ürün satın alan, ya da gym’ini yogasını aksatmayan üst orta sınıf ve zenginler mutlu, huzurlu, uzun ömürlü olurdu. Oysa kafası rahat olmak, hayatı yalan olmamak, bir işe yaradığını hissetmek, zamanı pek dert etmemek, yalnız hissetmemek gibi şeyler insana güven duygusu ve kuvvet veriyor. Yatmadan en az beş saat önce yeme-içmeyi kesmek lazım diyenler mi, yoksa gece vakti kuzu şişi lavaşa gömüp sürahi sürahi şarabı devirenler mi kafaca daha rahat derseniz, tabi ki ikincisi derim.

bu mudur, budur

Uzun yaşam konusunda çarpıcı bir örnek olarak şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Amerika’da yaşayan bir İkarialı 60lı yaşların ortasında kanser oluyor ve doktorlar 6 aylık ömrü kaldığını söylüyorlar. Adamcağız da madem 6 ay ömrüm kaldı, bari köyümde öleyim diyerek İkaria’ya dönüyor. 6 ay geçiyor, yıllar geçiyor adam öleceği yerde gürbüzleştikçe gürbüzleşiyor, semiriyor, yanakları amasya elması gibi al al oluyor. Bir ara Amerika’ya gezmeye gittiğinde ise ona 6 ay ömür biçen tüm doktorların öldüğünü öğreniyor. Kendisi de 2013 yılında 102 yaşındayken, kazık çakmadık ya diyerek ruhunu teslim ediyor.

Ada hakkında genel bilgiler verdim. İkinci bölümde nefes kesen maceralarımı bir solukta okuyacaksınız.  

İkaria Adası: Yavaş Yaşa Geç Öl, Cesedin Buruşuk Olsun - 2. Bölüm

Önceki bölümde İkaria Adası hakkında genel bilgiler vermiştim, bu bölümde ise izlenimlerimi aktarayım.
Midilli'den İkaria Adası'na gitmek üzere vapura bindik. Sakız, Samos ve Fournos adalarına uğrayarak İkaria'nın Evdilos köyündeki limana vardık. Vapur Atina'ya gitttiğinden, belgelerini almış, Avrupa'ya doğru yola çıkan birçok mülteci de vapurdaydı.  


Sakız Adası
Samos Adası'ndaki mültecilerin tutulduğu yer
Samos Adası
Fournos Adası
Varır varmaz değil, gecikmeyle de olsa arkadaşımız bizi karşıladı, biz de bu arada 20 dakikadır kahve içeceğiz diye bekliyorduk. Yani zamanla ilgili İkaria klişeleri bize hoşgeldiniz diyordu.
Evdilos köyü, İkaria
Evdilos köyüne yakın Keramia'daki arkadaşımızın evine geçtik. Hoşbeşin ardından Akamatra köyünde bir tanıdığın kahvesine doğru yola çıktık. Arabadan inince baktım arabayı kitlemiyorlar. Onca enstrüman var, kitleseniz ne olur, elinize mi yapışır desem de kâr etmedi, gevşek gevşek 'Bişşe olmaz yaaa' cevabını aldım. Hakikaten de adada geçirdiğim on gün boyunca herhangi bir hırsızlık olayını ne gördüm ne işittim. Kapı baca kitlememenin, anahtarı motorun, arabanın üzerinde bırakmanın bir adet olduğunu gördüm.

hususi plajlı ev
Gittiğimiz kahve, öç dört masa ve on beş yirmi sandalyeden ibaret, bulaşıkları yığılmış bir öğrenci stüdyo dairesini andırıyordu. Çipurolar söylendi, atıştıracak meze yokmuş, mekan sahibi bakkaldan cips fıstık alayım dediç Zahmet etme diyerek çoktandır içtiği masasına geri oturttuk. Anladığım kadarıyla burayı zaten arkadaşlarıyla birlikte içip takılmak ve kendi içki parasını çıkarmak amacıyla açmış. Hakikaten lezzetli olan çipuroyla kıvama gelince, enstrümanlar çıktı, müzik başladı. Mekanın sahibinin o vakte kadar hissiyat belirtmeyen durgun yüzü, ağır dumanlar arasından görebildiğim kadarıyla resmen çiçek açtı, adam çocuk gibi gülmeye başladı. Ayılanı bayılanı derken sabahı ettik. Mekanda içecek bir şey de kalmayınca sahibinin "Daha nereye gidiyorsunuz?" ısrarlarına rağmen yolumuzu alalım dedik. 

bakkal-kahvehane
Bundan başka bir de güneydeki Manganitis köyünde, bakkal-kahvehane konseptli bir yere gittik. Gittiğimizde bakkal-kahvehane kapalıydı, tanıdıklar vasıtasıyla sahibinin evine gidildi, mekan açıldı. Meğer burası adada müzisyenleriyle meşhur bir köymüş. Biz başladık, onlar eşlik etti, sonrasında yine artık her yer aydınlanmışken ve biz bayılanları toplamaya çalışırken, keman eşliğinde dansları tüm coşkusuyla devam ediyordu. Saatler geçmiş, 'carpe diem' (varsa içilir) denip ne var ne yok içilmiş, ama coşkuda zerre sekte yok, aksine, oturmaya mı geldik, kadehler boşalmasın halleri tam gaz devam, vallahi hayret ettim.
 
Hep bohemlik hep berduşluk nereye kadar, ciğerleri bol bol hırpaladığımızdan, iliklerde dolaşan alkolü atabilmek için kendimizi doğa yürüyüşlerine ve deniz içindeki kaplıcalara verdik. Buyurun İkaria'nın doğasına.

deniz içinde kaplıca





Yılbaşı gecesi ise Raches köyü tarafında bir eve davet edildik. Denizden uzakta bulunan Raches bölgesinde yine zamanla ilgili çok ilginç bir gelenek hala devam ediyor. O da hayatın gece yaşanması. Yani manavın, bakkalın, fırının, kasabın gece dükkanı açıp sabaha karşı kapatması demek istiyorum. Millet gündüz bağında bahçesinde, kendi işinde gücünde olduğundan, dükkanları gece açıyorlar. Diğer bir açıklama da, zamanında korsanlara belli olmamak için insanların gece vakti alışverişlerini hallettiği ve bunun bir gelenek olarak süregeldiğini öne sürüyor. Yılbaşının ertesi gecesi ise müzisyenler eşliğinde kalabalık köy halkı, köydeki diğer evleri teker teker ziyaret edip şarkılar söyledi. Ev sahipleri de kendi şaraplarından ve hazırladıkları ufak tefek mezelerden ikramlarda bulundu. Hava çok soğuk olduğundan sabaha karşı gardımız düştü, eve geri döndük. Kalanlardan duyduğumuz kadarıyla bırakın sabahı öğleni, yatsıya kadar ev gezmesi devam etmiş.

Yaz döneminde ipini koparanın geldiği adanın en turistik yeri Nas sahiline gittiğimizde in cin top oynuyordu. Sahilin hemen üzerinde bulunan Artemis tapınağına ait kalıntılar ziyaret edilebilir.
Nas
Pigi köyüne yakın bir yerde Theoktisti manastırına da mağara biçiminde üzeri kayayla örtülmüş Theoskepasti şapelini görmeye gittik.


Theoskepasti şapeli
İkarialılar hakikaten enteresan insanlar. Sanki modern dünyanın alışkanlıkları, düşünce biçimi, genel geçer kabul edilmiş kuralları hiç umurlarında değil. Ufak köyler ya da dağınık yerleşimler şeklinde yaşıyorlar, zaman algıları değişik, tarım ve hayvancılıkla geçinip, şarabın, dansın ve müziğin hastasılar. Tip olarak da enteresan adamlara rastladım. Rastalı ve sakallı birisini görüp, muhtemelen Atina'dan gelmiş burada zibidi zibidi takılıyodur diye düşündüğüm adam doğma büyüme İkarialı çıktı mesela. Sağolsun, elektriği dahi olmayan evinde, elinde ocağında ne varsa ikram etti. Kendi yaptığı şarabı, peyniri, yağı, meyvesi sebzesi yetmedi, sabah gitti dağdan ot topladı, keçi sağdı, krallar gibi ağırladı.




Adanın kuzeyinde bulunan Karavostamo köyü de sahili ve balıkçı kayıklarıyla görmeye değer. Doğusunda yer alan orman içerisinde, Aris ırmağının üzerinde değirmenler var. Bunlardan biri onarılmış ve sayfiye alanı gibi kullanılıyor. 

Karavostamo köyü
Değirmen, sayfiye alanı

Anlatılacak yerler, yaşanılan hikayeler bitmedi ama hem uzadıkça uzuyor hem de her şeyi blogda yazamıyoruz. Sağlık olsun.