Samos'un karşısındaki İkaria Adası’nı 2016 yılbaşı zamanı görmek nasip oldu. Şansım, müzisyen arkadaşlarla birlikte gitmek ve adada bizi misafir eden bir arkadaşımızın olmasıydı. Bu sayede İkaria’nın altından girip üstünden çıkıp, her biri diğerinden ayrı cins cins insanlarıyla tanışma fırsatını yakalamış oldum.
Adanın doğası, denizi, dağları, ormanları zaten güzel, ancak bunlardan öte benim için adanın en kendine has yanı insanları ve yaşayış şekli oldu. İki bölümlük bir yazı dizisi olsun. Önce ada hakkında genel bilgileri özetleyeyim, sonra ise yiyip içtiklerimi bir kenara bırakayım, gördüklerimi size anlatayım.
![]() |
| Baba Daedalus, oğluna kanat yapıyor |
Önce adanın ismiyle ilgili efsaneden bahsedeyim. İlk kez Homeros’un metinlerinde geçen İkarus efsanesi kabaca şöyle. Baba Daedalus Girit’teki Minos uygarlığının kralı için labirenti yapan adam. Daha sonra kralla araları bozulunca baba oğul topuklamak zorunda kalıyorlar. Daedalus, oğlu İkarus için balmumundan kanat yapıyor. Fakat baba her ne kadar fazla alçaktan uçma denizin köpükleri kanatlarını sırılsıklam eder, yüksekten gitme güneş kanatlarını yakar, ortada kuyu var yandan geç dese de götüne giymeye donu olmayıp, balmumundan kanatla güneşe giden İkarus, güneş kanatlarını eritince başaşağı düşüyor. Önemli olan nasıl düştüğün değil, nasıl yere indiğin olsa dahi, zavallı İkarus denizde boğuluyor. Boğulduğu denize İkaria denizi, hemen dibindeki adaya da İkaria deniyor.
![]() |
| İsviçre'den apart Sözde Özgür İkaria Devleti'nin bayrağı |
1521-1912 tarihleri arasında gayet gevşek şekilde Osmanlı egemenliğinde yaşamış İkarialılar, 1912 yılında ayrılıp beş ay da olsa, kendi cumhurbaşkanı, hükümeti, bayrağı, milli marşı olan bir bağımsız devlet şeklinde yaşamışlar. Daha sonra ‘Böyle laubalilik olmaz,’ diyen Yunan kralı, İkaria’yı Yunanistan’a bağlıyor. Bundan başka adanın bir de solcular tarafından çok sevilen bir ‘kızıl ada’ ünü var. 1946-49 yılları arasındaki iç savaştan sonra, komünistler sürgüne İkaria’ya gönderilir. Ada halkı komünistlere insan muamelesi yapıp yardımseverlik gösterince, solcular durur mu hemen propagandaya başlar ve adayı kızıl ada diye efsaneleştirir. Oysa benim gördüğüm kadarıyla küçük yer insanının komünistliği siyasi bilincinden daha çok gündelik pratiklerinden, büyük yer insanınki ise gündelik teorilerinden geliyor ve olanı olduğu gibi değil olmasını istediği gibi görüyor.
| Endülüs için boğa neyse, Yunan adası için de keçi odur |
Bir orta halli kasabanın dahi bulunmadığı ada, dağınık köylerden ve onlardan daha dağınık, arazi içerisine yayılmış evlerden oluşuyor. Köyler ise deniz kıyısından ziyade iç kısımlarda ve korsanlara karşı olabildiğince saklı şekilde yapılmış. Yani sahillerde otel, tatil köyü gibi şeylere rastlama durumu yok. Ada, karadeniz yaylalarını andıran bir yeşilliğe ve sise sahip. Suyu, ırmağı ve kaplıcası bol. Odissea destanında anlatılan meşhur şarabı hala adanın en önemli geleneklerinden biri olarak sürdürülüyor. Rengi bulanık olsa da, her evde her mekanda içilen şarap birbirinden farklı olsa da hakikaten şarapları çok lezzetli. Son yıllarda Atinalı akınına uğrayan panayırları ve sarmal halde yapılan geleneksel dansları da yine çok meşhur. Sabaha kadar sürmek diye bir şey pek yok, çünkü insanlar sabah olmuş demeyip genelde daha devam ediyorlar.
Bundan başka adanın bir diğer ünü de dünyanın en uzun yaşayan insanlarının olduğu üç yerden biri olması. Her üç İkarialı’dan biri 90 yaşını görüyor. Yani hiç tanımadığınız biri size 80 yıldır günde iki paket Yunan Tekel 2000'i içerim, hastane kapısı görmedim derse, şaşırmaca yok. Kanser ve kalp rahatsızlıkları oranları düşük, 65-100 yaş arasındakilerin cinsel aktiflik oranı %80. İnsan hay maaşallah demekten kendini alamıyor. Aralarında kesin İsviçreli’de olan bilim adamları nasıl oluyor da oluyor diyerek bunu araştırmışlar. Doğal yeme-içme, çeşit çeşit ot, şarap, fiziki aktivite, gündüz uykusu, zamana köle olmamak, stressiz yaşam ve güçlü sosyal bağların uzun yaşamanın sebepleri olduğu sonucuna varmışlar. Sadece doğal beslenmeyle olsa, parasını bastırıp bio ya da eko ürün satın alan, ya da gym’ini yogasını aksatmayan üst orta sınıf ve zenginler mutlu, huzurlu, uzun ömürlü olurdu. Oysa kafası rahat olmak, hayatı yalan olmamak, bir işe yaradığını hissetmek, zamanı pek dert etmemek, yalnız hissetmemek gibi şeyler insana güven duygusu ve kuvvet veriyor. Yatmadan en az beş saat önce yeme-içmeyi kesmek lazım diyenler mi, yoksa gece vakti kuzu şişi lavaşa gömüp sürahi sürahi şarabı devirenler mi kafaca daha rahat derseniz, tabi ki ikincisi derim.
![]() |
| bu mudur, budur |
Uzun yaşam konusunda çarpıcı bir örnek olarak şu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Amerika’da yaşayan bir İkarialı 60lı yaşların ortasında kanser oluyor ve doktorlar 6 aylık ömrü kaldığını söylüyorlar. Adamcağız da madem 6 ay ömrüm kaldı, bari köyümde öleyim diyerek İkaria’ya dönüyor. 6 ay geçiyor, yıllar geçiyor adam öleceği yerde gürbüzleştikçe gürbüzleşiyor, semiriyor, yanakları amasya elması gibi al al oluyor. Bir ara Amerika’ya gezmeye gittiğinde ise ona 6 ay ömür biçen tüm doktorların öldüğünü öğreniyor. Kendisi de 2013 yılında 102 yaşındayken, kazık çakmadık ya diyerek ruhunu teslim ediyor.
Ada hakkında genel bilgiler verdim. İkinci bölümde nefes kesen maceralarımı bir solukta okuyacaksınız.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder