Önceki
bölümde İkaria Adası hakkında genel bilgiler vermiştim, bu bölümde ise izlenimlerimi aktarayım.
Midilli'den İkaria Adası'na gitmek üzere vapura bindik. Sakız, Samos ve Fournos adalarına uğrayarak İkaria'nın Evdilos köyündeki limana vardık. Vapur Atina'ya gitttiğinden, belgelerini almış, Avrupa'ya doğru yola çıkan birçok mülteci de vapurdaydı.
 |
| Sakız Adası |
 |
| Samos Adası'ndaki mültecilerin tutulduğu yer |
 |
| Samos Adası |
 |
| Fournos Adası |
Varır varmaz değil, gecikmeyle de olsa arkadaşımız bizi karşıladı, biz de bu arada 20 dakikadır kahve içeceğiz diye bekliyorduk. Yani zamanla ilgili İkaria klişeleri bize hoşgeldiniz diyordu.
 |
| Evdilos köyü, İkaria |
Evdilos köyüne yakın Keramia'daki arkadaşımızın evine geçtik. Hoşbeşin ardından Akamatra köyünde bir tanıdığın kahvesine doğru yola çıktık. Arabadan inince baktım arabayı kitlemiyorlar. Onca enstrüman var, kitleseniz ne olur, elinize mi yapışır desem de kâr etmedi, gevşek gevşek 'Bişşe olmaz yaaa' cevabını aldım. Hakikaten de adada geçirdiğim on gün boyunca herhangi bir hırsızlık olayını ne gördüm ne işittim. Kapı baca kitlememenin, anahtarı motorun, arabanın üzerinde bırakmanın bir adet olduğunu gördüm.
 |
| hususi plajlı ev |
Gittiğimiz kahve, öç dört masa ve on beş yirmi sandalyeden ibaret, bulaşıkları yığılmış bir öğrenci stüdyo dairesini andırıyordu. Çipurolar söylendi, atıştıracak meze yokmuş, mekan sahibi bakkaldan cips fıstık alayım dediç Zahmet etme diyerek çoktandır içtiği masasına geri oturttuk. Anladığım kadarıyla burayı zaten arkadaşlarıyla birlikte içip takılmak ve kendi içki parasını çıkarmak amacıyla açmış. Hakikaten lezzetli olan çipuroyla kıvama gelince, enstrümanlar çıktı, müzik başladı. Mekanın sahibinin o vakte kadar hissiyat belirtmeyen durgun yüzü, ağır dumanlar arasından görebildiğim kadarıyla resmen çiçek açtı, adam çocuk gibi gülmeye başladı. Ayılanı bayılanı derken sabahı ettik. Mekanda içecek bir şey de kalmayınca sahibinin "Daha nereye gidiyorsunuz?" ısrarlarına rağmen yolumuzu alalım dedik.
 |
| bakkal-kahvehane |
Bundan başka bir de güneydeki Manganitis köyünde, bakkal-kahvehane konseptli bir yere gittik. Gittiğimizde bakkal-kahvehane kapalıydı, tanıdıklar vasıtasıyla sahibinin evine gidildi, mekan açıldı. Meğer burası adada müzisyenleriyle meşhur bir köymüş. Biz başladık, onlar eşlik etti, sonrasında yine artık her yer aydınlanmışken ve biz bayılanları toplamaya çalışırken, keman eşliğinde dansları tüm coşkusuyla devam ediyordu. Saatler geçmiş, 'carpe diem' (varsa içilir) denip ne var ne yok içilmiş, ama coşkuda zerre sekte yok, aksine, oturmaya mı geldik, kadehler boşalmasın halleri tam gaz devam, vallahi hayret ettim.
Hep bohemlik hep berduşluk nereye kadar, ciğerleri bol bol hırpaladığımızdan, iliklerde dolaşan alkolü atabilmek için kendimizi doğa yürüyüşlerine ve deniz içindeki kaplıcalara verdik. Buyurun İkaria'nın doğasına.
 |
| deniz içinde kaplıca |
Yılbaşı gecesi ise Raches köyü tarafında bir eve davet edildik. Denizden uzakta bulunan Raches bölgesinde yine zamanla ilgili çok ilginç bir gelenek hala devam ediyor. O da hayatın gece yaşanması. Yani manavın, bakkalın, fırının, kasabın gece dükkanı açıp sabaha karşı kapatması demek istiyorum. Millet gündüz bağında bahçesinde, kendi işinde gücünde olduğundan, dükkanları gece açıyorlar. Diğer bir açıklama da, zamanında korsanlara belli olmamak için insanların gece vakti alışverişlerini hallettiği ve bunun bir gelenek olarak süregeldiğini öne sürüyor. Yılbaşının ertesi gecesi ise müzisyenler eşliğinde kalabalık köy halkı, köydeki diğer evleri teker teker ziyaret edip şarkılar söyledi. Ev sahipleri de kendi şaraplarından ve hazırladıkları ufak tefek mezelerden ikramlarda bulundu. Hava çok soğuk olduğundan sabaha karşı gardımız düştü, eve geri döndük. Kalanlardan duyduğumuz kadarıyla bırakın sabahı öğleni, yatsıya kadar ev gezmesi devam etmiş.
Yaz döneminde ipini koparanın geldiği adanın en turistik yeri Nas sahiline gittiğimizde in cin top oynuyordu. Sahilin hemen üzerinde bulunan Artemis tapınağına ait kalıntılar ziyaret edilebilir.
 |
| Nas |
Pigi köyüne yakın bir yerde Theoktisti manastırına da mağara biçiminde üzeri kayayla örtülmüş Theoskepasti şapelini görmeye gittik.
 |
| Theoskepasti şapeli |
İkarialılar hakikaten enteresan insanlar. Sanki modern dünyanın alışkanlıkları, düşünce biçimi, genel geçer kabul edilmiş kuralları hiç umurlarında değil. Ufak köyler ya da dağınık yerleşimler şeklinde yaşıyorlar, zaman algıları değişik, tarım ve hayvancılıkla geçinip, şarabın, dansın ve müziğin hastasılar. Tip olarak da enteresan adamlara rastladım. Rastalı ve sakallı birisini görüp, muhtemelen Atina'dan gelmiş burada zibidi zibidi takılıyodur diye düşündüğüm adam doğma büyüme İkarialı çıktı mesela. Sağolsun, elektriği dahi olmayan evinde, elinde ocağında ne varsa ikram etti. Kendi yaptığı şarabı, peyniri, yağı, meyvesi sebzesi yetmedi, sabah gitti dağdan ot topladı, keçi sağdı, krallar gibi ağırladı.
Adanın kuzeyinde bulunan Karavostamo köyü de sahili ve balıkçı kayıklarıyla görmeye değer. Doğusunda yer alan orman içerisinde, Aris ırmağının üzerinde değirmenler var. Bunlardan biri onarılmış ve sayfiye alanı gibi kullanılıyor.
 |
| Karavostamo köyü |
 |
| Değirmen, sayfiye alanı |
Anlatılacak yerler, yaşanılan hikayeler bitmedi ama hem uzadıkça uzuyor hem de her şeyi blogda yazamıyoruz. Sağlık olsun.
Daha önce de okumuştum, senin yazdığını bilmeden. Kalemine sağlık
YanıtlaSilTeşekkür ederim
Sil